Türk edebiyatının unutulmayacak şairlerinden Hataylı Sabahattin Yalkın ile şair Ahmet Telli Ankara’da anıldı.
Akdoğan Yayınevi, Çayyolu Kültür Sanat ve Edebiyat Derneği, Doğunun Kraliçesi Antakya Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi, Aalen Antakya Kültür Derneği, Cüneyne Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi ile Nehirden Kültür ve Sanat Edebiyat Dergisi’nin düzenlediği etkinliğe; kültür ve sanat dostları katıldı.
Bu yıl dördüncüsü düzenlenen Antakya etkinliğinde konuşan Kamil Akdoğan, kitaplarını imzalayacak şair ve yazarlarla birlikte anlamlı sohbetler gerçekleştirmeyi tasarladıklarını söyledi.
“Merhaba dostlar.
Aşkdenizli şair Sabahattin Yalkın’ı kaç yıldır tanıdığımı sorsalar herhalde vereceğim yanıt Sabahattince olurdu; “Kendimi bildiğimden beri.”
“Kardeş zorunlu seçilmiş bir arkadaştır, arkadaş ise seçilmiş bir kardeştir” özlü sözle dostlukları anlatmak gerekirse, çıkarsız ve riyasız dostluklar, içten ve kalıcı dostluklardır. 50 yılı geride bıraktığım gazetecilik mesleği hesabiyle Sabahattin ağabeyle neredeyse elli yıldır tanışıyoruz. Deprem sonrası görüşmelerimiz 17 Nisan 2026 tarihine kadar her gün olmasa da gün aşırı uzun sohbetler yapardık. Ana konumuz Antakya ve edebiyat olsa da bazen çocukluk, gençlik, siyaset, futbol bazen de havadan sudan konuşurduk. Anlayacağınız, önceden tasarlanmış bir sohbet değil bizimkisi, hal hatır sorma, çoğalmak ve çoğaltmak adına yürekten bir selam... Daha çok da Antakya selamı.
Aşkdenizli şair Sabahattin Yalkın’ı siz nasıl bilirsiniz bilemem ama hayatına sığdırdığı doksan iki yıllık yaşamı, ‘ben yaşıtlarıma göre iyiyim be Mehmet Ali’ derdi. Sofra adabını da bilirdi ekmek yediği kaba pisleyenlere küfürü basmayı da. Yalana, dolana, talana tahammülü yoktu. Yüreğinden hiç eksilmeyen sevgisi ile gülerdi yeri gelince. Çocuk delicesi kahkahası ile sarılır, kucak dolusu sevgi demetleri verirdi cömertçe. Belli ki bu yazı onu saygıyla anarken, usumda kalan notlardan bir seçki, bir derleme, hayata dair öğütler...
Kıymet bilmek, değerli kılmak, geleneksel ailesi yapısının da bir gereği. Bizim oralarda, Antakya’da “yuvanızda, evinizde büyüğünüz yoksa, büyük bir kaya bulundurunuz” sözü aile büyüklerinin hayattaki yol gösterici ve koruyucu rolünü ifade eder. O bakımdan büyüklere, ataya, babaya, anaya saygı, bireyin kendisine uygun gördüğü saygıdır. Çıktığınız yolda rehberiniz, tasarladığınız projede ustanız, uygulamadaki adımlarda danışınız ve pusulanız olur. Bilge bir büyüğüm olarak gördüğüm Sabahattin ağabeyin, hayat tecrübeleri, aile ve yuva içindeki dengeyi ve sarsılmazlığına yönelik fikirleri de bu yönüyle önemli.
Her konuşmasında, “Ben Antakyalıyım, Niye söze böyle başladım? Şunu demek için; insanın doğup büyüdüğü kent, onun görünmeyen ilk üniversitesidir. Antakya en azından 3-4 bin yıllık bir yerleşim yeri. Ilıman iklimi, verimli toprakları, bol suyu nedeniyle insanların ilgisini hep çekmiş, pek çok ırktan, pek çok ulusun yaşam odağı olmuştur... Çok Dualı Kent dediğim Antakya, benim sonsuz okulum, adım, onurum, varlığımdır” diyen Yalkın’ın bende derin izler bırakan şu sözlerini de sizlerle paylaşmak isterim;
“Hayatımda hiç kimseye kötülük yapmadım. Elinden tutmaya çalıştıklarım da yardım edebildiğim kadardı. Uzun süre kamuda görev yaparken, yalana, hırsızlığa asla prim vermedim, verenleri de yanımda tutmadım. Bu yönüyle kendimi hep şanslı hissettim. Anlayacağın hayat bana da yardım etti. Bak, bu noktada sana söyleyeceğim şu... İlk önce insan kendine saygı duyacak. Okumaktan vazgeçmeyeceksin. Bir diğer önemli husus; iyi tanıyıp sevdiğin dostlarını unutma. Koruyabildiğin kadar koru ve sev. Sevgini yarına bırakma.”
Onun kadar dokunaklı bir şiir yazamam ama şiirle de anlatmam lazım aşkdenizli Sabahattin ağabeyi.
Asi Nehrinin akıntısına kapılarak yazıyorum.
Serin bir esinti okşuyor yanaklarımı.
Sizi bilemem ama
Ben, Topaloğlu Sabahattin’i duyarım, bilmem.
Suyun yolundan giden Sabahattin’i iyi bilirim
Onun beni kardeş bildiği gibi.
Suyun düşlerini anlatırken
Medeniyetler sofrasını kendi elleriyle açardı
Barışa açılan yolları başaklarla süsler
Hayat veren suyu kirletenleri sevmezdi.
Huyu suyu ters akan Orontes gibiydi ama
aşkdenizli Sabahattin adam gibi adamdı
nasıl mı?
Sevdiğinde Antakya olacak kadar,
Libanus’u okumak ve okutmak kadar,
Habib-i Neccar’dan el alacak kadar,
Kunduracı Abuş’u dost bilene kadar,
Cemil Hayek’le yol arkadaşlığında yiğitliği paylaşacak kadar.
Yüceden Ali, Güneşten Mehmet, Coşkundan Arif, hele de Okaydan Süleyman
otururken aynı masada
Atasının ‘şahsi meselesi’ni anlatacak ve unutmayacak kadar.
Sözün özü; seni unutmadık, bıraktıkların unutulmayacak kadar.
Tüm katılımcıları saygıyla selamlıyorum.”
Mehmet Ali Solak, Hatay Güney Rüzgârı Dergisi Sahibi, 24/07/2026
