6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü vesilesiyle, Hatay’daki güncel koşullar hakkında yazılı açıklamaya yapan Cumhuriyet Halk Partisi Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Hataylıların, depremden bu yana, üç yıldır hayatta kalma mücadelesi verdiğini ifade etti.

6 Şubat Depremlerinin sadece jeolojik boyutuyla ve depremde kaybedilen insan sayısıyla değerlendirildiğini anımsatan Yıldırım Kara, bu ölçekte bir afet hakkında konuşurken bu ölçüleri bir kenara bırakamayacaklarını söyledi ve şunları söyledi: "6 Şubat depremleri sadece o gün gerçekleşmiş bir afet olarak hatırlanırsa, buradan gerekli dersleri çıkaramayız. 6 Şubat üzerine konuşurken, bu felaketin nasıl algılanması gerektiğini de tartışmak zorundayız. 17 Ağustos 1999 depremi nasıl ki o dönemin Türkiye’sinin idari, siyasi, toplumsal, iktisadi ve kültürel sorunlarını ortaya çıkarmışsa, 6 Şubat da AKP Türkiye’sinin sorunlarını, yetersizliklerini ve çürümüşlüğünü ifşa etmiştir. O gün sadece 11 şehrimiz değil, AKP’nin propagandaları, algı çalışmaları, ‘Türkiye Yüzyılı’ reklamı da yıkılmıştır."
DEVLET YOKTU Depremi hatırlamaya, deprem günü gelmeyen yardımları, insanların günlerce enkaz altında bekletilmesini de hatırlatmak gerektiğini savunan Yıldırım Kara, "6 Şubat günü, devlet yoktu. AKP’nin içini boşalttığı kurumlar, başta AFAD olmak üzere, afete müdahale etmekte yetersiz kalmışlar; bu yetersizlik sonucunda belki de kurtarılabilecek binlerce canımız kaybedilmiştir. Afetlere müdahale konusundaki yetersizlik, sırf TSK’dan yardım istemiş görünmemek için birliklerin kışlalarda tutulmasında tezahür etmiştir. Bu konuda benzer bir sorunun yaşanmaması için bir Afet Bakanlığı kurulması, AFAD’ın kurumsal bağımsızlığının güçlendirilmesi gibi önerilerde bulunduk ancak sırf biz söylüyoruz diye hiçbir adım atılmadı. Oysa AFAD’ın statüsündeki sorun, bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından itiraf ve kabul edilmiştir" ifadesini kullandı.
KONTEYNER KENTLER Üç yıldır hayatta kalma mücadelesi verilen Hatay'da konteyner kentlere de değinen Yıldırım Kara, her yıl ‘Bu yıl bitti’ denilerek ötelenen konut teslim tarihini beklerken, konteyner kentlerin içinde başka sorunların ortaya çıktığını anımsattı. Konteyner kentlerde uyuşturucu kullanımı, kadına yönelik şiddet, güvenlik yetersizliği gibi meseleleri pek çok kez gündeme getirdiklerini de açıklamasında yer veren Yıldırım Kara, "Ancak bir sorun çözülürken başka bir sorun peşinden geldi: ‘İnşaatların ihtiyacı var’ denilerek, ÇED raporu aranmaksızın açılan taş ve maden ocakları, beton santralleri büyük bir çevre kirliliğine yol açtı. Rezerv alanlar ve kamulaştırma süreçleri, özellikle meyve bahçeleri ve tarlalar üzerine yapılacak konutlar söz konusu olduğunda, yurttaşlar, kolluk güçleri ve bürokrasi arasında anlaşmazlıklara, kimi zaman çatışmalara sebep oldu. Bazı konutlarda işçilik ve malzeme kalitesinin istenilen düzeyde olmadığını; bazı konutların ise yol, elektrik, doğal gaz gibi altyapı hizmetlerinden yoksun olduğunu gördük" dedi.
Şehrin yeniden inşa edilirken yeşil alanların ve tarihi eserlerin korunması, demografik yapının bozulmaması gerektiğini vurgulayan Yıldırım Kara, şu görüşlere de yer verdi: "Hatay yeniden inşa edilecekse bunun kentimizin kimliğine sadık kalarak yapılması gerekiyordu. Ancak bugün özellikle yeşil alanlarımızın ve kültür varlıklarımızın yitirildiğini, mahallelerimizin dağıldığını görüyoruz. Bu esnada ne yazık ki eşya yardımı sözü de sessiz sedasız biçimde unutuldu. Şehrimiz yeni yıla umutla değil, elektrik kesintisiyle başladı. Bu da yetmiyormuş gibi elektrik dağıtım şirketi yurttaşların kaçak elektrik kullandığını söyleyerek mağdur suçlamanın çirkin bir örneğine imza attı."
BİLİNÇLİ TERCİH İktidarın, Hatay’a ve genel olarak deprem bölgesine bütçe açığının sorumlusu gözüyle baktığını itiraf etttiğini; Van depreminde 5 yıl süreyle uygulanan mücbir sebep halinin, çok daha yıkıcı bir depremin gerçekleştiği 11 ilden esirgendiğini de açıklamasında yer veren Yıldırım kara, "İktidar, mücbir sebep halini uzatmayarak esnafa da; zirai don ve artan girdi maliyetleri nedeniyle zor durumdaki çiftçilere de sırt döndü. Özellikle narenciyede çok ciddi kayıplar yaşayan üreticilerimiz ne bu dönemde ne de 2025 yılı boyunca süren kuraklık boyunca bekledikleri ve hak ettikleri desteği görebildi. İktidarın, deprem bölgesini bütçe açığının bir sorumlusu gibi görmesi ve Hatay’ı adeta bir yük olarak algılaması kabul edilemez. Van depreminde yurttaşlardan esirgenmeyen kolaylıkların Hataylıdan esirgenmesi, esnafın ve çiftçinin bu ekonomik buhranda kaderine terk edilmesi, sadece bir ihmal değil, bilinçli bir tercihtir."
