6 Şubat depremlerinin ardından normale dönemeyen Hatay, 20 Mayıs Çarşamba gününü 21 Mayıs Perşembe gününe bağlayan gecede aşırı yağışlara teslim oldu.
Gece saatlerce süren sağanak yağış: çok sayıda ev ve işyerlerini sular altında bırakırken, binlerce dönüm tarım arazisi göle dönüştü. Bazı köprü ve yollarda göçük meydana geldi, çok sayıda araç da zarar gördü. İlk belirlemelere göre de Antakya ve Defne ilçelerinde sağanak yağışlardan dolayı üç yurttaş hayatını kaybetti.

Yağışların ardından Antakya, Defne ve Samandağ'da zarar gören yerlerin daha net görülmesi üzerine, selden geriye kalan sorular yurttaşların ağıtına dönüştü. Bölge halkı dirençli kentlerle ilgili kalıcı çözüm yollarının gerektiği kadar yapılmadığından yakınırken, Asi Nehrinin taşması üzerine Samandağ ilçesine bağlı Değirmenyolu, Tavla, Çöğürlü, Karşıyaka, Yeşilyazı, Uzunbağ, Yeşilköy, Tekebaşı ve Meydan gibi mahallelerin büyük bölümünün sular altında kaldığı ifade edildi.

EHDAV Başkanı Ali Yeral “Köprüler yıkıldı, yollar bozuldu, evler sularla doldu, vatandaşların evi, eşyası, her şeyi sular altında kaldı. Oysa Devletimiz, Asi Nehrinin 2 yakasına bir istinat duvarı yapmaktan aciz değildir” şeklinde görüş belirtirken, haber kanallarının yıkım getiren afeti canlı olarak vermemesini eleştirdi.

Bir başka görüş ise Samandağlı şair Salim Diyap’dan geldi. Gerçeği bilmenin Hatay halkının hakkı olduğuna dikkat çekerek, “Samandağ, Defne ve Antakya hattında yaşanan bu son felaketi yalnızca ‘aşırı yağış’ diyerek geçiştirmek, artık bu halkın aklıyla ve acısıyla alay etmektir. Evet, yağmur yağdı. Ama mesele sadece gökyüzünden düşen damlalar değil. Sokaklardan akan suyun şiddeti, debisi ve arkasında bıraktığı yıkım, sıradan bir nehir taşmasının çok ötesinde bir tabloya işaret ediyor. Ortaya çıkan görüntüler, normal bir sel felaketinden ziyade, kontrolsüz ve ani bir su boşalımını düşündürüyor. Sahadaki insanlar bunu görüyor, hissediyor ve haklı olarak soruyor. Bugün yetkililer yine aynı ezberi tekrar ediyor: Aşırı yağış… Doğal afet… Peki, sorumluluğu doğaya atıp kenara çekilmek bu kadar kolay mı?” diyerek, baraj kapaklarının açılıp açılmadığını, kontrolsüz tahliye karşısında halkın neden uyarılmadığını sordu.

Kendi sosyal medya hesabından bölgedeki su yapılarında ve barajlarda herhangi bir yapısal hasar, sızıntı ya da riskin söz konusu olup olmadığını da soran Diyap, “Hepsinden önemlisi; 6 Şubat depremlerinin ardından bu barajların statik dayanıklılığı yeniden test edildi mi? Unutmayalım: Hatay, asrın felaketini yaşamış yaralı bir şehir. Bu coğrafyada yollar, köprüler, altyapı ve barajlar ağır bir travma geçirdi. Böylesi afet bölgelerinde baraj güvenliği teknik bir detay değil, doğrudan bir halk sağlığı ve can güvenliği meselesidir. Mesele sadece doğayı suçlayıp kurumsal sorumlulukları görünmez kılmak olmamalıdır. ‘Yağmur yağdı, böyle oldu’ kestirmeciliği artık bu şehirde karşılık bulmuyor. Çünkü insanlar biliyor ki; bu olağanüstü yıkımın arkasında açıklanmaya muhtaç bir gariplik var” diyerek, yetkililerin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde şeffaf açıklamalar yapmalarını istedi.

