Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna davet edilen Hatay Barosu Başkanı Av. Hatay Tut, şeffaflık ve katılımcılık olmadan güven inşa edilemeyeceğinin altını çizerken, “Hukuk belirsizliği kaldırmaz” görüşünü hatırlattı.

Türkiye Barolar Birliği ve bölge baro başkanlarının katıldığı toplantıda, komisyondan beklentilerini sıralayan hukukçular, tarihsel sorumluluk taşıyanlar olarak, Anayasa, Yasalar ve Hukuk çerçevesinde çözümün bir parçası olmaya, barışçıl ve hukuki yollarla bu sürece destek vermeye hazır olduklarını ifade ettiler.
Toplantıda; Hatay Barosu adına konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Hatay Tut, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” çalışmalarına katkı sunmak üzere bulunmaktan onur ve mutluluk duyduğunu ifade ederken, aynı zamanda toplantıda sadece Hatay Barosu Başkanı olarak değil, aynı zamanda 6 Şubat Depremi’nde meslektaşlarını, akrabalarını, arkadaşlarını ve sevdiklerini yitirmiş bir depremzede yurttaş olarak bulunduğunu da söyledi.
KARDEŞLİK KÜLTÜRÜ Depremin ardından, Hatay'da ve diğer afet bölgelerinde yaşanan dayanışma örneklerinin, milletin birlik ve beraberlik ruhunun en somut göstergelerinden biri olduğuna dikkat çeken Av. Tut, “Din, dil, ırk, mezhep, siyasi görüş gözetmeksizin insanların birbirine yardım ettiği o günlerde yaşanan birliktelik, aslında bu komisyonun ruhunu oluşturan değerlerin ta kendisidir. O nedenle bizler, burada yalnızca yasaları değil, bu toprakların vicdanını ve kardeşlik kültürünü de temsil etmek zorundayız” dedi.

DİRENÇLİ TOPLUM Türkiye’nin, yüzyıllardır farklı etnik kimliklerin, inançların ve kültürlerin bir arada, kardeşçe yaşadığı bir mozaik olduğunu, bu zenginliğin de aynı zamanda hepimizin en büyük gücünü oluşturduğuna değinen Başkan Tut, “Uzun yıllardır yanı başımızda komşumuz Suriye'de yaşanan iç çatışmalar Suriye'yi bölünme sürecine kadar götürmüştür. Ülkemizden birkaç yüz kilometre uzakta bulunan Filistin'de yaşanan soykırım ve insanlık dramı bizlere birlik ve beraberliğin ne denli önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Bu nedenle, iç barışımızı ve toplumsal uzlaşımızı güçlendirmek, dış tehditlere ve emperyalist güçlere karşı daha dirençli bir toplum inşa etmek için el ele vermeliyiz. Terör, onlarca yıldır ülkemizin en büyük sorunlarından biri olmuştur. Ancak bugün, terörün sona erdirilmesi ve kalıcı barışın tesis edilmesi için tarihi bir fırsatın eşiğindeyiz. Terörsüz bir Türkiye hayali artık daha yüksek sesle konuşulabiliyor. Tam da bu nedenle, atılacak adımların çok dikkatli, adil, kapsayıcı ve kararlı olması gerekiyor. Bu süreçte, toplumsal kardeşlik ve uzlaşı kültürünü yok saymamak, aksine daha da güçlendirmek zorundayız “dedi.
KAYYUM Anayasanın ilk 4 maddesi üzerinde de görüşlerini dile getiren Başkan Tut, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kuruluş amacı; toplumsal barışı sağlamak, terörsüz bir gelecek kurmak ve farklı kesimler arasında güven köprüleri inşa etmektir. Bu süreçte kamuoyunda zaman zaman gündeme getirilen ve toplumda endişeye yol açan en önemli başlıklardan biri, Anayasamızın ilk dört maddesiyle ilgili olası bir değişiklik korkusudur. Bu korkunun, sürecin ruhunu ve toplumsal desteği zedelemesini önlemek amacıyla açıkça belirtmek isterim ki: bu maddeler, yalnızca hukuki bir çerçeve değil, aynı zamanda milletimizin ortak paydası ve birlikte yaşama iradesinin temelidir. Bu ilkelerin müzakere konusu yapılması, toplumsal barışa hizmet etmeyecektir. Bu sebeple komisyonun gündeminde kesinlikle olmamalıdır” ifadesini kullanırken, sürecin inandırıcılığını zedeleyen ve toplumun geniş kesimlerinde ciddi soru işaretleri doğuran farklı bir tablo için de şunları söyledi: “Bir yandan teslim olan terör örgütü üyeleriyle ilgili nasıl bir hukuki yaklaşım sergileneceği konuşulurken, diğer yandan seçilmiş belediye başkanlarının yerine idari tasarruflarla kayyum atanması, hatta terör iltisakı iddialarıyla henüz yargılaması tamamlanmamış kişilerin tutuklu olarak yargılanması ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Toplum, bu çelişkili uygulamalara anlam verememektedir. Eğer gerçek anlamda bir toplumsal barış süreci yürütülecekse; bu sürecin yalnızca belirli gruplara ya da bölgelere değil, tüm yurttaşlara, tüm siyasi yapılara eşit mesafede yürümesi gerekmektedir. Bu nedenle Komisyon’un çalışmalarını sürdürürken, kayyum uygulamalarının sona ermesi, uzun tutuklulukların gözden geçirilmesi ve tüm süreçlerin hukuk çerçevesinde ilerlemesi yönündeki beklentinin altını çiziyor, halkın vicdanını rahatlatacak somut adımların ivedilikle atılmasını temenni ediyoruz. Gerçek toplumsal barış tüm topluma eşit yaklaşan, adaletli ve samimi bir iradeyle ancak sağlanabilir. Barış inşa edilirken bazı kesimleri dışlamak veya cezalandırmak hem adaletsizlik doğurur hem de sürecin güvenilirliğini zedeleyecektir.”
DÜŞÜNCE SUÇLARI Barış sürecinin, yalnızca silahların susmasıyla değil; düşüncenin özgürleşmesiyle, ifade hürriyetinin güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını, bu nedenle barış akademisyenlerinin, gazetecilerin ve düşünce suçlusu kabul edilen kişilerin tutuklu yargılanmasının; toplumsal uzlaşı çabalarıyla çeliştiğine işaret eden Başkan Tut, bu düşüncelerinden dolayı işinden olanların derhal yerlerine iadelerinin sağlanması gerektiğini savundu.
KALEMLER SERBEST OLMALI Bir ülkede barıştan söz edilecekse, önce kalemlerin serbest olması gerektiğinin altını çizen Tut, “Fikir açıklamak suç değil, demokrasinin temelidir. Bu bağlamda, tutuklu yargılamaların son bulması ve düşünceye özgürlük sağlanması, barış sürecinin samimiyeti açısından hayati önem taşımaktadır. Bu aşamada önemle ifade etmek isteriz ki Anayasa'da tanımlı barışçıl protesto hakkının uygulamada önündeki tüm idari engellerin kaldırılması gerekmektedir. Türkiye, farklı etnik kimliklerin, inançların ve kültürlerin bir arada yaşadığı, yüzyılların deneyimine sahip bir ülkedir. Fakat yıllardır süren terör, sadece can kayıplarına yol açmakla kalmamış; toplumsal bağlarımızı, huzurumuzu ve güven duygumuzu da zedelemiştir. Şimdi ise, terörün sonlanmasına dair bir irade gelişmişken, elimizdeki bu tarihi fırsatı akılla, hukukla ve adaletle değerlendirmek zorundayız. Bu Komisyon, ülkenin tamamına dair adalet ve eşitlik beklentisini de göz önünde bulundurmalıdır. Toplumsal barış, ancak eşit temsiliyetle, tarihsel olarak dışlanmış ya da görmezden gelinmiş tüm kesimlerin sürece dahil edilmesiyle mümkün olabilir. Ayrıcalıklı olmayan, sesini duyuramayan tüm grupların hak talepleri de bu sürecin doğal ve vazgeçilmez bir parçası olmalıdır” görüşüne yer verdi.
TERÖR MAĞDURLARI Bu süreçte şehit ailelerinin ve yıllarca terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin kayıplarını ve fedakarlıklarını unutmadan, terörle mücadelede büyük fedakârlık göstermiş kesimlerin hassasiyetlerini gözetmenin en önemli sorumlulukları olduğunu da belirten Başkan Tut, “Bugün atılacak her adım, ‘Biz ne için savaştık?’ sorusuna verilecek en güçlü cevap olmalıdır: Bir daha kimsenin ölmemesi için, adalet ve huzur içinde yaşanacak bir Türkiye için. Barış; geçmişi silmek değil, geçmişin acılarını geleceğe ışık tutacak bir sorumluluğa dönüştürmektir. Şehitlerimizin aziz hatırasına saygının en anlamlı yolu, artık yeni şehitler vermeyeceğimiz bir gelecek kurmaktır. Bu nedenle, barış süreci yürütülürken şehit ailelerinin ve gazilerimizin onuru, duyguları ve hassasiyetleri mutlaka gözetilmeli; bu kesimler sürecin dışında bırakılmamalı, bilakis sürece ortak edilmelidir. Komisyonumuzun çalışmaları, sadece bir barış süreci değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm sürecidir. Bu komisyon tarihi bir sorumluluk taşımaktadır. Burada oluşturulacak ilkeler yasal zemine kavuşmazsa, toplumda beklenti yerini kırgınlığa bırakacaktır. Ceza ve infaz yasalarında yapılacak düzenlemeler, hukuk devleti ilkeleri içinde, denge ve denetim gözetilerek hazırlanmalıdır” dedi.
BELİRSİZLİK OLMAMALI “Toplumun beklentisinin: hukuki düzenlemeler konusunda somut adımlar atılmasıdır. Sürecin iyi niyetli temennilerin ötesine geçmesi, yasal zemine oturtulması elzemdir. Yapılacak düzenlemeler hakkında netlik sağlanmalıdır. Hukuk belirsizliği kaldırmaz. Bu süreç sonunda yaşanacakları Teslim olanın da mağdurun da toplumun da bilmeye hakkı vardır. Hukuki belirlilik sağlanmalı; teslim olan, silah bırakmış ve şiddete karışmamış kişilere yönelik şeffaf, denetlenebilir ve hukuk temelinde düzenlemeler yapılmalıdır” diyen Başkan Tut, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bugün hepimiz tarihsel bir sorumluluğun taşıyıcısıyız. Bu komisyonun önerileri yalnızca Meclis raflarında kalmamalı; yasalaşmalı, adım adım uygulanmalı ve tüm kamuoyuyla açık şekilde paylaşılmalıdır. Komisyonun toplumun daha geniş kesimleriyle temas kurması, STK’ların, baroların, akademisyenlerin, mağdur yakınlarının ve tüm siyasi partilerin sürece dahil edilmesi gerekmektedir. Şeffaflık ve katılımcılık olmadan güven inşa edilemez. Hatay Barosu olarak bizler bu tarihi sürece katkı sunmaya, Anayasa, Yasalar ve Hukuk çerçevesinde çözümün bir parçası olmaya, barışçıl ve hukuki yollarla bu sürece destek vermeye hazırız. Bu süreçte, geçmişin acılarını unutmadan, geleceğe umutla bakarak, birlik ve beraberlik içinde hareket etmeliyiz. Hukuk devleti ilkeleri içinde yürüyen, adil ve samimi bir süreç hem kaybettiklerimize saygının göstergesi hem de geleceğimize borcumuzdur. Terörsüz, adil ve barış içinde bir Türkiye mümkün. Sözlerimi Evrensel şairimiz Nazım Hikmet’in dizeleriyle bitiriyorum: Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim...”
