kaynak olarak ekleyin
Yılmaz, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin sunumunu gerçekleştirdi.
Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program ile uyumlu hazırlanan bütçenin, kaynakların öncelikli alanlara yönlendirilmesini, üretken kapasitenin artırılmasını ve beşeri sermayenin güçlendirilmesini esas aldığını belirten Yılmaz, para, maliye ve gelirler politikaları arasındaki güçlü eş güdümün devamı, mali disiplinin korunması, kamu harcamalarında etkinliğin artırılması ve dezenflasyon sürecinin desteklenmesinin bütçenin temel dayanaklarını oluşturduğunu söyledi.
Yılmaz, zorlu dış konjonktüre karşın Türkiye ekonomisinin, makroekonomik istikrarı önceleyen politikaların desteğiyle dayanıklılığını koruduğunu ve dezenflasyon süreciyle uyumlu bir büyüme performansı sergilediğini dile getirerek, dünya ekonomisinin 2020-2025 döneminde birikimli olarak yüzde 19,3 oranında büyüme kaydederken Türkiye ekonomisinin aynı dönemde birikimli olarak yüzde 35,3 oranında büyüdüğünü bildirdi.
Yıllık ortalama büyüme açısından bakıldığında ise küresel büyüme yüzde 3 gerçekleşirken, Türkiye'nin büyüme performansının yüzde 5 ile dünya ortalamasının oldukça üzerinde gerçekleştiğini aktaran Yılmaz, şöyle konuştu:
"Güncel tahminler doğrultusunda, Türkiye ekonomisinin 2026 yılında dünya ekonomileri sıralamasındaki konumunu koruyarak dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olması beklenmektedir. Satın Alma Gücü Paritesi cinsinden bakıldığında ise ülkemizin dünyanın 11'inci, Avrupa'nın ise 4'üncü büyük ekonomisi olma konumunu sürdürmesi beklenmektedir. Jeopolitik gerilimlerin tırmandığı, enerji ve emtia fiyatlarının yükseldiği ve dış talepteki zayıflığın belirginleştiği 2026 yılının ilk yarısında Türkiye ekonomisi dezenflasyon süreci ve sıkı para duruşuyla uyumlu olarak yüzde 2,5 oranında büyümüştür."
Yılmaz, ekonomik büyümenin 2027 yılında yüzde 4,2'ye, 2028'de yüzde 4,6'ya ve program dönemi sonunda yüzde 5'e ulaşmasının hedeflediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"2026 yılını tamamlarken Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır bir biçimde üç tarihi eşiği birlikte geride bırakmayı öngörmekteyiz. 2026 yılı sonunda milli gelirimizin ilk kez 1,8 trilyon doların üzerine çıkması kişi başına gelirimizin ilk defa 20 bin doları aşması ve ülkemizin yüksek gelir grubu için belirlenen eşiğin üzerinde yer alması beklenmektedir. Program dönemi içinde 2028 yılı sonunda ise milli gelirimizin 2 trilyon dolar sınırını geride bırakması öngörülmektedir. Türkiye ekonomisinin son dönemde ortaya koyduğu güçlü büyüme performansı, vatandaşlarımızın refah düzeyine ve kişi başına milli gelire de yansımaktadır. 2025 yılında 18 bin 103 dolar olarak gerçekleşen kişi başına düşen milli gelirin 2026 yılında 20 bin 523 dolara, 2027 yılında 22 bin 285 dolara, 2028 yılında 23 bin 419 dolara yükselmesi beklenmektedir. Program dönemi sonu olan 2029 yılında ise kişi başına milli gelirimizin 25 bin dolara yaklaşacağı tahmin edilmektedir."
Yılmaz, bu gelişmeler çerçevesinde, Eylül 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 30 seviyesinin altına inerek yüzde 29,7 olarak gerçekleştiğini, 2026 yıl sonunda yüzde 28,4 olarak tahmin edilen tüketici fiyat artışının 2027 yıl sonu itibarıyla yüzde 21’e gerilemesini hedeflediklerini, tek haneli enflasyon oranlarına kalıcı biçimde ulaşana kadar kararlı duruşu sürdüreceklerini kaydetti.
"YATIRIMCI GÜVENİNİN GÜÇLENDİRİLMESİNE YÖNELİK ADIMLARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ"
Yatırım fonları piyasasında yaşanan gelişmelerin finansal sistemin sınırlı bir alanında ortaya çıktığını vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
"Gerekli idari ve adli tedbirler alınmış, sorunlu fonların tasfiye süreci başlatılmış ve yatırımcı haklarının korunarak riskin piyasanın diğer kesimlerine yayılmasının önlenmesi hedeflenmiştir. Başkanlığını yaptığım Fon Koordinasyon Kurulu, ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde yoğun mesaisini sürdürmektedir. Bugüne kadar 6 toplantı gerçekleştirilmiştir. Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edilmiştir. Söz konusu kanun teklifiyle Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarından tasfiyesi tamamlanmamış olanların adil, şeffaf ve etkin şekilde tasfiyesine, bu fonların mal varlıklarından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına, fon kayıp ve zararlarının sorumlularından tahsiline ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahiplerine ödenmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amaçlanmıştır.
Kanun teklifinin yasalaşmasıyla hızla ön ödemelere başlamayı öngörüyoruz. Benzer sorunların tekrar yaşanmaması için bağımsız otoritelerce alınan çok yönlü idari ve adli tedbirlerin ve yapılan uygulamaların yanı sıra yapısal unsurları içeren kanuni düzenleme hazırlıkları da devam etmektedir. Fon piyasalarında yaşanan sorunlarla ilgili kurum ve yetkililerin incelenmesi ve soruşturulması için Sayın Cumhurbaşkanı'mız tarafından görevlendirilen Devlet Denetleme Kurulu çalışmalarının da geleceğe yönelik atılacak adımlara ışık tutacağını değerlendiriyoruz."
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bu çerçevede, düzenleme, gözetim ve denetim mekanizmalarını ihtiyaç duyulan alanlarda güçlendireceklerini, yatırımcının hakkını daha güçlü bir şekilde koruyan, güvenilir ve etkin bir piyasa yapısını geliştirme anlayışıyla Sermaye Piyasası Kanunu'nda değişiklik yapılmasına ilişkin hazırlıklarını sürdürdüklerini söyledi.
Yapılacak düzenlemelerle yatırımcıların daha etkin korunması, kurumsal kapasitelerin artırılması, SPK'nin erken müdahale yetkilerinin güçlendirilmesi ve sermaye piyasalarındaki ihlallere yönelik yaptırımların caydırıcılığının artırılmasını amaçladıklarını dile getiren Yılmaz, değerlendirmesine şunları kaydetti:
"Güçlü makroekonomik temellerimiz ve kararlı politika çerçevemiz, finansal piyasalardaki herhangi bir dalgalanmanın reel ekonomiye etkilerini sınırlamaktadır. Bu doğrultuda sermaye piyasalarımızın derinliğinin artırılması, finansal sistemimizin sağlamlığının pekiştirilmesi ve yatırımcı güveninin güçlendirilmesine yönelik adımlarımızı sürdüreceğiz. Finansal istikrarı güçlendiren, ekonomimizin şoklara karşı dayanıklılığını artıran ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen politikaların kararlılıkla uygulanmasına devam edeceğiz. Kalkınma politikalarımızın son derece değerli bir unsuru olarak gördüğümüz sermaye piyasalarımızı güçlü bir şekilde desteklemeyi sürdüreceğiz. Yatırımcı ile manipülatörü birbirine karıştırmadan titiz bir şekilde adli ve idari süreçleri hayata geçiriyoruz, geçirmeye devam edeceğiz. İnanıyorum ki mevcut sorunların aşılması ile sermaye piyasalarımız yoluna çok daha güçlü bir şekilde devam edecek, yatırımcılarına da ülke ekonomisine de kazandıracaktır."
"BÜTÇEYİ FAİZ BÜTÇESİ OLMAKTAN ÇIKARARAK HİZMET BÜTÇESİ HALİNE GETİRDİK"
Yılmaz, 2026 yılında, merkezi yönetim bütçe giderlerinin 19 trilyon 660 milyar lira, merkezi yönetim bütçe gelirlerinin 17 trilyon 28 milyar lira, bütçe açığının 2 trilyon 632 milyar lira, faiz dışı fazlanın 193 milyar lira olarak gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini, 2026 yıl sonu bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 3,1 olarak öngördüklerini ifade etti.
2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi kapsamında 230 kamu idaresinin bütçesinin bulunduğunu, bütçe giderlerinin 27 trilyon 276 milyar lira, bütçe gelirlerinin ise 23 trilyon 408 milyar lira olacağını öngördüklerini bildiren Yılmaz, 3 trilyon 868 milyar lira olarak tahmin edilen bütçe açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya oranının ise yüzde 3,5 olarak gerçekleşmesini beklediklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, AK Parti hükümetleri döneminde mali disiplinin her zaman temel öncelikleri olduğunu vurgulayarak, "Bütçeyi faiz bütçesi olmaktan çıkararak hizmet bütçesi haline getirdik. 2002 yılında milli gelire oranla yüzde 14,3 olan faiz giderlerini oldukça düşük seviyelere indirdik. Nitekim, 2027 yılı bütçesinde, faiz giderlerinin milli gelire oranının yüzde 3,6 seviyesinde olmasını öngörmekteyiz." dedi.
VERGİ GELİRLERİ
Vergi yükünün adil dağılımını güçlendirmek amacıyla kayıt dışılığın azaltılması yoluyla doğrudan vergilerin bütçe gelirleri içindeki payının artırılmasının öncelikli hedefleri arasında yer aldığını vurgulayan Yılmaz, "Bu kapsamda yaptığımız vergisel düzenlemeler ve kayıt dışılığa yönelik aldığımız tedbirlerle 2002-2024 döneminde yüzde 34 olan doğrudan vergilerin payını 2025 yılında yüzde 37,6'ya çıkardık. Bu oranı 2027 yılında yüzde 39,9'a, program dönemi sonunda ise yüzde 40,1'e çıkarmayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.
Yılmaz, 2021 yılında uygulamaya başladıkları performans esaslı program bütçe sistemiyle kamu harcamalarında şeffaflığı ve hesap verebilirliği artırarak harcama önceliği geliştirmek suretiyle mali disiplini desteklediklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şöyle konuştu:
"Bütçelerin uluslararası bütçeleme yaklaşımlarıyla uyumlu olarak hazırlanmasını ve uygulanmasını öngören program bütçenin, merkezi yönetim kapsamındaki uygulamasının genel yönetim kapsamındaki diğer idarelere yaygınlaştırılmasına yönelik adımlar atıyoruz. Nitekim merkezi yönetim bütçesi dışında olan mahalli idarelerin ve Türkiye İş Kurumunun bütçeleri 2026 yılında program bütçe yaklaşımına uygun olarak hazırlanmış ve uygulamasına başlanmıştır."
"EĞİTİME 2027 YILINDA YÜZDE 13,7 ORANIYLA EN BÜYÜK PAYI AYIRDIK"
Yılmaz, 2002 yılından beri eğitimi en öncelikli mesele olarak gördüklerine ve yükseköğretim kurumları dahil eğitim bütçesini 2027 yılında 3 trilyon 747 milyar liraya yükselttiklerini aktardı.
Cevdet Yılmaz, şunları kaydetti:
"Böylece merkezi yönetim bütçesinden 2002’de yalnızca yüzde 9,4 seviyesinde pay alan eğitime 2027 yılında yüzde 13,7 oranıyla en büyük payı ayırdık. Bu kapsamda Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi için 2027 yılında 2 trilyon 459 milyar lira kaynak öngörüyoruz. 2002-2003 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığında öğretmen sayısı yaklaşık 510 bin iken, 2026 yılı ekim ayı itibarıyla öğretmen sayımızı yaklaşık 1 milyon 40 bine ulaştırdık. Tüm çocuklarımızın kaliteli eğitime erişimini sağlamak için özellikle ilave ihtiyaçları bulunan bölgelerdeki okulların fiziki koşullarını iyileştirmeye öncelik veriyoruz. Bu kapsamda yeni dersliklerin yapımı, okulların depreme karşı güçlendirilmesi, bilişim altyapılarının iyileştirilmesi ve internet erişiminin sağlanması gibi çalışmalar yürütülmektedir.
Örgün eğitimde derslik sayısı 2002-2003 eğitim öğretim yılında 367 bin 145 iken, 2025-2026 eğitim öğretim yılında 769 bin 933'e ulaşmıştır. Yapılan atamalarla birlikte öğretmen başına düşen öğrenci sayılarında önemli iyileşmeler sağlanmıştır. 2002-2003 eğitim öğretim yılında öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 28, ortaöğretimde 18 iken, 2025-2026 eğitim öğretim yılında ilkokulda 17, ortaokulda 13, ortaöğretimde ise 12 olmuştur.
Eğitimin fiziki kapasitesinde sağlanan iyileşmeler sayesinde 2002-2003 eğitim öğretim yılında derslik başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 36, ortaöğretimde 30 iken, 2025-2026 eğitim öğretim yılında ilköğretimde 22, ortaöğretimde 21'e düşmüştür. 2026 yılında yayımlanan PISA 2025 raporuna göre Türkiye, OECD üyesi ülkeler arasında her üç alanda da performansını anlamlı düzeyde artıran tek ülkedir. Benzer şekilde ülkemiz 2024 yılında yayımlanan TIMSS 2023 sonuçlarına göre, kısa ve uzun vadede performansını istikrarlı şekilde artıran ülkeler arasındadır."
"2002 YILINDA ÜLKEMİZDE 76 ÜNİVERSİTE MEVCUTKEN, BU SAYIYI 208'E YÜKSELTTİK"
Yükseköğretim alanında başta yükseköğretime erişim olmak üzere birçok alanda önemli ilerlemeler kaydettiklerini dile getiren Yılmaz, şu bilgileri verdi:
"2002 yılında ülkemizde 76 üniversite mevcutken, bu sayıyı 208'e yükselttik. Devlet üniversitesi sayısını da bu dönemde 53'ten 129'a çıkardık. Üniversite sayısının artırılmasıyla yükseköğretime erişebilirlik sorunu çözülmüş, yükseköğretimde fırsat eşitliği sağlanmıştır. Artan üniversite ve öğrenci sayısıyla birlikte üniversitelerimize ayırdığımız kaynağı da sürekli artırıyoruz. Yükseköğretim kurumları bütçelerini 2027 yılında 872 milyar liraya çıkarıyoruz. Bağımsız kuruluşların sıralamalarına baktığımızda makale ve derleme türündeki bilimsel yayın sayımızla 213 ülke arasında 15'inci sırada yer alıyoruz. Araştırma üniversitelerimizin nitelikli yayın oranı da yüzde 79'a ulaşarak OECD ortalamasını yakalamış durumdadır. Bu başarı küresel ölçekte de tescillenmektedir.
Dünyanın en çok referans alınan yükseköğretim derecelendirme kuruluşlarından biri olan Quacquarelli Symonds'in son açıklanan endeksine göre, ikisi ilk 300'de olmak üzere 6 üniversitemiz ilk 500'e girerek tarihi bir başarı göstermiş, ülke genelinde 11 üniversitemiz ise ilk 1000'de yer almıştır. Mezunların küresel iş gücü piyasasındaki değerini ölçen 'İşveren İtibarı' metriğinde ise 3 üniversitemiz ilk 100’e adını yazdırmıştır. Orta vadeli hedefimiz ise en az 2 üniversitemizi dünyanın ilk 100 üniversitesi arasına sokmaktır. Bu yolda kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz."
Eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmek için maddi durumu yetersiz ve sosyal güvencesi olmayan ailelerin çocuklarının örgün eğitime düzenli devam etmesini sağlamak amacıyla eğitim yardımları yaptıklarını anımsatan Yılmaz, "Ekonomik durumu yeterli olmayan öğrencilerimize ücretsiz pansiyon imkanı sağlıyor, yükseköğrenimde makul fiyatlarla barınma imkanı sunuyor, yükseköğretim öğrencilerimize burs ve kredi sağlıyoruz. İlk ve ortaöğretimde ücretsiz taşımalı eğitim hizmeti sunuyoruz, ücretsiz ders kitabı ve yardımcı kaynak desteğimize devam ediyoruz. Daha önce üniversite öğrencilerince karşılanan öğrenim harçlarını öğrencilerimize yük olmaması için bütçemizden karşılıyoruz. Özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin toplumsal hayatın her alanında var olmaları ve eşit eğitim fırsatlarından yararlanmaları için destek oluyoruz." dedi.
Yılmaz, 2002 yılı sonunda 182 bin olan yükseköğrenim öğrencilerinin faydalandığı yurt yatak kapasitesini 2026 yılında 981 bin 932'ye yükselttiklerini belirterek, üniversitelerin AR-GE ve yenilik kapasitelerini güçlendirerek ülkenin performansını yükseltmek üzere araştırma altyapısı yatırımlarına hız kesmeden devam ettiklerini, araştırma üniversitelerini özel programlarla desteklediklerini söyledi.
"SAĞLIK HİZMETLERİ İÇİN 2027 YILINDA 2 TRİLYON 134 MİLYAR LİRA KAYNAK AYIRIYORUZ"
Eğitimin yanında en fazla önem verdikleri konuların başında sağlığın geldiğini vurgulayan Yılmaz, şu bilgileri paylaştı:
"Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerinden en iyi şekilde yararlanmalarını sağlamak amacıyla merkezi yönetim bütçesinden sağlık hizmetleri için 2027 yılında 2 trilyon 134 milyar lira kaynak ayırıyoruz. Sağlık Bakanlığı ve yükseköğretim kurumları ile Sosyal Güvenlik Kurumundan yapılacak sağlık harcamaları da dikkate alındığında, sağlık alanına kamu kaynaklarından ayrılan toplam tutar 4 trilyon 532 milyar liraya ulaşmaktadır. 2022 yılında başta hekimlerimiz olmak üzere tüm sağlık personelimizin sabit ek ödemeleri merkezi yönetim bütçesine alınmıştır. Taban ödeme adıyla yeni bir ödeme kalemi uygulamasına başlanmıştır. Aynı zamanda hekimlerimizin mali haklarının yanında emekli aylıkları da önemli oranda artırılmıştır. Sağlık Bakanlığı bünyesindeki personel sayımız, 2002 yılında 257 binken, bu sayıyı 2026 yılı eylül ayı itibarıyla 923 bin kişiye yükselttik. Ülkemizde 2002 yılında 91 bin 949 olan toplam hekim sayımız, 2026 yılı eylül ayında 248 bin 685'e, 16 bin 371 olan toplam diş hekimi sayımız 55 bin 851'e, 113 bin 872 olan hemşire ve ebe sayımız 325 bin 248'e yükselmiştir."
Cevdet Yılmaz, sağlık tesislerini yenilediklerine, mevcut hastanelerin yaklaşık yüzde 83'ünün son 24 yılda yenilendiğine veya yeniden inşa edildiğine dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:
"Sağlık Bakanlığı bünyesinde yer alan nitelikli hasta yatak sayısının yoğun bakım yatakları hariç tüm yataklara oranı 2002 yılında yüzde 6,4 iken, 2026 yılı eylül ayı itibarıyla yüzde 83'e ulaşmıştır. 2026 yılı eylül ayı itibarıyla yoğun bakım yatak sayımız 47 bin 955'tir. Sağlık Bakanlığı bünyesinde yoğun bakım yatak sayısı 2002 yılında 869 iken, 2026 yılı eylül ayı itibarıyla 26 bin 58’e ulaşmıştır. Bedensel ve zihinsel şartları sebebiyle özel ihtiyacı olan bireylerin uygun sağlık hizmetlerine daha kolay erişiminin sağlanması amacıyla evde sağlık hizmetleri yürütülmektedir. Evde sağlık hizmetleriyle bugüne kadar 4,2 milyon hastaya erişim sağlanmıştır. Palyatif bakım hizmetiyle sağlık hizmeti ihtiyaçlarının giderilmesi ve yaşam kalitesinin artırılması amacıyla palyatif yatak sayısı artırılmaktadır. Bu kapsamda 81 ilde 7 bin 432 palyatif bakım servisi kapasitesi ve ileri semptom yükü bulunan, yakın klinik izlem ve yoğun destek gerektiren hastalara yönelik olarak hizmet sunmaya başlayan 428 palyatif kritik bakım kapasitesi olmak üzere toplamda 7 bin 860 yatağa ulaşılmıştır."
"GEZİCİ SAĞLIK HİZMETİ KAPSAMINDA 5,5 MİLYON VATANDAŞIMIZA ULAŞILMIŞTIR"
Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları ile köyler ve mezralar gibi sağlık hizmetine ulaşımın zor olduğu yerleşim yerlerine sağlık hizmeti götürmeye devam ettiklerini belirten Yılmaz, "Aile hekimlerimiz tarafından Gezici Sağlık Hizmeti kapsamında Eylül 2026 itibarıyla 5,5 milyon vatandaşımıza ulaşılmıştır. 2017 yılında başlatılan mobil sağlık hizmetleriyle sağlık hizmetlerinin ulaşılabilirliğini, sürdürülebilirliğini ve etkinliğini sağlamak amacıyla 2017 yılından bugüne kadar 880 mobil sağlık ekibi ile 17,4 milyon vatandaşımıza sağlık hizmeti sunulmuştur. İlaçta yerel üretim çalışmalarıyla 2019 yılında, imal ilaç oranı kutu bazında yüzde 87,6, değer bazında yüzde 51,8 iken, bu oran 2025 yılı verilerine göre kutu bazında yüzde 92, değer bazında yüzde 56 olarak gerçekleşmiştir. 2025 yılı itibarıyla Türkiye'nin tıbbi cihaz alanındaki dış ticaret hacmi yaklaşık 4,5 milyar dolardır." dedi.
Sağlık bilimleri ve teknolojileri alanında yerli üretimi ve milli sağlık teknolojilerini geliştirmek amacıyla kurulan Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığının yetkinliklerini artırmaya başladıklarına dikkati çeken Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
"Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun önemli unsurlarından biri olan Üreten Sağlık Modeli ile üniversitelerimizin AR-GE kapasitesi, sanayimizin üretim gücü ve kamunun destekleyici rolü aynı ekosistemde buluşturulmakta, fikirden ürüne, üründen ihracata dönüştüren yapı oluşturulmaktadır. Yerli kalp-akciğer makinesi, yapay zeka destekli radyoloji teknolojileri, yüksek yerlilik oranına sahip ultrasonografi cihazları, yerli aşı ve biyoteknolojik ürünler gibi alanlarda yürütülen çalışmalarla Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde yüksek katma değerli yerli üretim kapasitesi artırılmaktadır."
"SOSYAL YARDIM BÜTÇESİNİ 2027 YILINDA 1 TRİLYON 341 MİLYAR LİRAYA ÇIKARIYORUZ"
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sosyal devlet ilkesiyle Türkiye'nin sahip olduğu refahı toplumun tüm katmanlarına yaymaya kararlı olduklarını dile getirdi:
Yılmaz, şu bilgileri verdi:
"Dünyanın en iyi işleyen, en kuşatıcı sosyal destek sistemine sahip ülkelerinden biri olarak sosyal yardım bütçesini 2027 yılında 1 trilyon 341 milyar liraya çıkarıyoruz. Bu tutar bütçemizin yüzde 4,9’una denk gelmektedir. 2002 yılında yüzde 0,4 olan sosyal yardım ve desteklerin GSYH'ye oranını 2027 yılında yüzde 1,2'ye yükseltiyoruz. 2027 yılında sosyal konut finansmanının desteklenmesi amacıyla 250 milyar lira, ödeme gücü olmayan vatandaşlarımızın sağlık primi giderlerini karşılamak amacıyla 186 milyar lira, 65 yaş üstü yaşlılarımız, bakıma ihtiyacı olan engelli vatandaşlarımız ve yakınlarına bağlanan aylıklar kapsamında 132 milyar lira, engelli vatandaşlarımızın evde bakımına destek amacıyla 109 milyar lira, engelli vatandaşlarımızın eğitim desteği için 90 milyar lira, doğum yardımı ödemeleri için 84 milyar lira, ekonomik yoksunluk içinde olan çocuklarımızın aileleri yanında yetişmelerine imkan sağlayan sosyal ve ekonomik destek ödemeleri için 29 milyar lira, koruyucu aile uygulaması kapsamında yaklaşık 4 milyar lira kaynak ayırdık."
Vatandaşların elektrik ve doğal gazı daha ucuza kullanabilmeleri için 2027 yılı bütçesinde yüzde 62 artışla 605 milyar lira kaynak öngördüklerini bildiren Yılmaz, "Ekim ayında mesken aboneleri için düşük kademede doğal gazda yüzde 56, elektrikte düşük kademede yüzde 53 oranında faturalarda devlet desteği sağlanmaktadır. 2022 yılı ocak ayı itibarıyla asgari ücrete kadar tüm çalışanlarımızın ücretlerini vergi dışı tuttuk. Dolayısıyla bu imkandan tüm çalışanlarımız yararlanmaktadır. Bu kapsamda 2027 yılında 1 trilyon 460 milyar lira vergi istisnası öngörüyoruz." dedi.
Doğal gaz ve elektrikteki devlet destekleri ile asgari ücret tutarına kadar tüm ücretlerin vergi dışı tutulmasının da dikkate alındığında, sosyal harcamalara ayrılan kaynakların 3 trilyon 406 milyar liraya ulaştığını vurgulayan Yılmaz, bu tutarın bütçeye oranının yüzde 12,5 seviyesinde bulunduğunu söyledi.
"AİLE VE NÜFUS 10 YILI KAPSAMINDAKİ DOĞUM YARDIMLARIYLA 1,3 MİLYON ANNEYE 27,6 MİLYAR LİRA ÖDEME YAPILDI"
Aile ve Gençlik Fonu kapsamında Evlenecek Gençlerin Desteklenmesi Projesi ile 81 ilde gerekli şartları taşıyan gençlerin aile kurmalarına destek verdiklerini anımsatan Yılmaz, şöyle konuştu:
"Ekonomik desteğimizi evlilik öncesi ve sonrası eğitim ve danışmanlık hizmetleriyle perçinliyoruz. 2026 yılında destek tutarlarımızı 150 bin liradan 200-250 bin lira düzeyine yükselttik. Her iki eşin de 18-25 yaş aralığında olduğu çiftlere 250 bin lira, en az bir eşin 26-29 yaş aralığında olduğu çiftlere 200 bin lira olmak üzere 2 yılı geri ödemesiz 48 ay vadeli faizsiz destek sunuyoruz. Projenin başlangıcından bu yana toplam desteğimiz 223 bin gencimiz için 21 milyar lirayı aştı. Proje aracılığıyla 266 bin kişiye evlilik öncesi eğitim veya aile danışmanlığı hizmeti sunduk. 2025 yılında doğum yardımı miktarları da güncellenerek ailelere sağlanan destekler artırılmıştır. Aile ve Nüfus 10 Yılı kapsamında sürdürülen doğum yardımlarıyla Eylül 2026 itibarıyla toplam 1 milyon 320 bin 760 anneye 27,6 milyar lira ödeme gerçekleştirilmiştir. Böylece ailelerin ekonomik açıdan desteklenmesi ve çocuk sahibi olmanın teşvik edilmesi amacıyla sürdürülebilir bir destek mekanizması hayata geçirilmiştir."
Kadına yönelik şiddetle mücadelede ilkelerinin sıfır tolerans olduğunu vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
"81 ilde 112'si Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımıza bağlı olmak üzere toplam 151 kadın konukevinde 3 bin 688 kişi kapasite ile yine 81 ilde 88 Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi'nde kadınlarımıza ve çocuklarımıza hizmet verilmektedir. Evlat edinme hizmetiyle sıcak aile ortamına kavuşan çocuk sayısı 2026 yılı ağustos ayı itibarıyla 21 bin 292'ye ulaşmıştır. Aile ve toplum hizmetleri alanında da hız kesmeden devam eden çalışmalarımız kapsamında sosyal hizmet merkezlerinin sayısı 451'e yükselmiştir. Bakıma ihtiyacı olan engellilerin bakım ücretini devletin karşıladığı engelli özel bakım merkezlerinin sayısı 345'e, gündüzlü bakım ve rehabilitasyon merkezi sayısı 150'ye, umut evlerinin sayısı ise 146'ya yükselmiştir. 179 huzurevinde 14 bin 621 yaşlıya bakım hizmeti yatılı olarak sunulmaktadır. Yaşlı bireylerin aile ortamında ve kendi sosyal çevrelerinden ayrılmadan bakım hizmetleri almaları amacıyla evde bakım ve gündüz bakım hizmetlerine öncelik verilmektedir."
"TÜRKİYE TARIMDA NET İHRACATÇI BİR ÜLKE KONUMUNDA"
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2027 yılında bütçeden tarıma 1 trilyon 305 milyar lira kaynak ayırdıklarını bildirdi.
Cevdet Yılmaz, şu bilgileri verdi:
"Bu kapsamda tarımsal kredi destekleri için 325 milyar lira, tarım sektörü yatırım ödenekleri için 268 milyar lira, tarımsal destek programları için 235 milyar lira, Tarımsal KİT’lerin finansmanı ve ihracat destekleri için 135 milyar lira kaynak ayırıyoruz. Tarıma yönelik olarak başta yem ve gübre teslimlerinde KDV istisnası ile zirai kazançlarda istisna, lisanslı depoculuk faaliyetlerinin desteklenmesi gibi vergi harcamalarının 342 milyar lira olmasını öngörüyoruz. Çiftçimizin mazot maliyetinin yüzde 50’sini, gübre maliyetinin ise yüzde 25’ini karşılıyoruz. Tarımsal kredilerde faiz giderinin ortalama yüzde 70'i hazine tarafından karşılanmaktadır. 2027 yılında tarım sektörü yatırım ödeneğini 268 milyar liraya çıkartıyoruz. Bunun 174 milyar lirasını tarımsal sulama yatırımları için ayırıyoruz. Ülkemizde tarımsal hasıla 2002'de toplam 36,9 milyar lirayken, 2025 yılında 3 trilyon 309 milyar liraya çıkmıştır."
Dünya Bankası tarımsal hasıla verilerine göre Türkiye'nin Avrupa'da 2002 yılında 24,5 milyar dolarla 4'üncü sıradayken, 2025 yılında 83,2 milyar dolarla 1'inci sırada yer aldığına dikkati çeken Yılmaz, şunları kaydetti:
"2002 yılı ile 2026 ağustos dönemi arasında tarım ve gıda ürünlerinde 118,4 milyar dolar dış ticaret fazlasıyla Türkiye tarımda net ihracatçı bir ülke konumundadır. Buğday unu, bulgur, fındık, kuru üzüm, kuru kayısı, incir, ayva ve dondurulmuş alabalık ihracatında dünyada birinci sırayı koruyoruz. 2002-2025 yılları arasında tarla bitkileri üretiminde yüzde 15,5 artışla 67 milyon tona, meyvede yüzde 39 artışla 19,6 milyon tona, sebzede yüzde 29 artışla 33,3 milyon tona ulaşılmıştır. Sertifikalı tohum üretimi 2002 yılında 145 bin tondan 9,3 kat artışla 2025 yılında 1 milyon 351 bin tona ulaşmıştır. İhracatı ise 21 kat artışla 368 milyon dolara yükselmiştir."
"GABAR BAŞTA OLMAK ÜZERE PETROL ÜRETİMİMİZ DE ARTMIŞTIR"
Türkiye'nin yenilenebilir enerji potansiyelini değerlendirebilmek için bu alandaki yatırımlara devam edildiğini vurgulayan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye bugün yenilenebilir enerji kurulu gücünde dünyada 11'inci, Avrupa'da 5'inci sırada yer almaktadır. HES kurulu gücünde ise ülkemiz dünyada 8'inci, Avrupa'da 2'nci sırada yer almaktadır. 2017 yılında hayata geçirilen Yenilenebilir enerji kaynak alanları (YEKA) modeli ile yenilenebilir enerji alanında dünyada daha iyi noktalara geliyoruz. Rüzgar kurulu gücünde Avrupa’da 6'ncı, dünyada 11'inci, güneş enerjisi kurulu gücünde Avrupa’da 5'inci, dünyada 12'nci sırada yer alıyoruz. Jeotermalde ise Avrupa'da 1'inci, dünyada 4'üncü konumdayız. 2002 yılında 12.305 MW olan yenilenebilir enerji kaynaklı kurulu gücümüz 2026 yılı eylül ayı sonunda 80 bin 236 MW’a ulaşmıştır. Elektrik kurulu gücünün neredeyse üçte ikisi yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşmaktadır. Yerli ve yenilenebilir kaynaklara dayalı üretim tesislerinin kurulu gücünün toplam kurulu güce oranı ise yüzde 72,1'e ulaşmıştır."
Cevet Yılmaz, Sakarya Gaz Sahası'ndan çıkarılan doğal gazı deniz yüzeyinde işleyerek karaya ulaştıracak Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu'nun 2024 yılı ortasında filoya kazandırıldığını anımsattı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şöyle konuştu:
"Maksimum gaz işleme kapasitesi günlük 10 milyon metreküp olan bu platformun 2026 yılının sonunda üretime başlaması planlanmaktadır. Böylece 2027 yılında günlük toplam doğal gaz üretim kapasitemiz 20 milyon metreküpe ulaşacaktır. Devam eden geliştirme çalışmalarıyla birlikte 2028 yılında yaklaşık 17 milyon hanenin doğal gaz tüketiminin yerli kaynaklarla karşılanması hedeflenmektedir. Ayrıca, Gabar başta olmak üzere petrol üretimimiz de artmıştır. Bugün ülke içinde 139 bin, ülke dışında 43 bin olmak üzere günlük toplam 182 bin varil ham petrol üretimine ulaşmış durumdayız. Yüksek miktarda rezerv potansiyeli olan Diyarbakır Havzası’nda geleneksel olmayan yöntemlerle petrol ve gaz kaynaklarının geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Bu kapsamda gerçekleştirilecek uluslararası işbirlikleriyle yaklaşık 600 kilometrekarelik alanda 24 kuyu ile arama faaliyetleri yürütülmesi planlanmaktadır."
Enerji ihtiyacını yerli kaynaklarla karşılamayı hedefleyen Türkiye'nin son dönemde denizlerde doğal gaz ve petrol arama çalışmalarına yönelik sismik ve sondaj faaliyetleri için yüksek teknolojiye sahip güçlü bir enerji filosu kurduğunu anlatan Yılmaz, "Akkuyu nükleer güç santralinin ilk ünitesinin 2026 yılı sonunda üretime başlaması planlanmaktadır. Ayrıca, Sinop ve Trakya nükleer güç santrallerinin gerçekleştirilmesine yönelik teknoloji sahibi ülkelerle yatırım görüşmeleri devam etmektedir. Tüm bu çabalar, cari açığımızın kalıcı olarak azalmasına ve makroekonomik istikrarımıza güç vermektedir." dedi.
"DEMİR YOLUNUN PAYINI ARTIRARAK ENERJİ VERİMLİLİĞİNE KATKI SAĞLAMAYI AMAÇLIYORUZ"
Cevdet Yılmaz, 2027 yılı bütçesinden sermaye giderleri için 1 trilyon 855 milyar lira ayrıldığını belirterek, "Ayrıca, 393 milyar lirası afet konutlarının yapımı ve altyapı giderlerinde kullanılmak üzere sermaye transferleri için 750 milyar lira, yatırımları hızlandırma ödeneği için 247 milyar lira olmak üzere toplam 2 trilyon 852 milyar lira yatırım ödeneği öngörüyoruz. Bu tutar 2027 yılı bütçemizin yüzde 10,5'ine denk gelmektedir." diye konuştu.
Sulama projelerinden demir yolu projelerine, havalimanlarından deniz yolu yatırımlarına birçok alandaki yatırımlara hız kesmeden devam ettiklerini vurgulayan Yılmaz, "2003 yılı itibarıyla 10 bin 959 kilometre demir yolu hat uzunluğumuz 2025 yılı itibarıyla 2 bin 251 kilometresi hızlı hat olmak üzere toplam 13 bin 919 kilometreye ulaşmıştır. 2026 yıl sonu itibarıyla demir yolu hat uzunluğumuzu 14 bin 324 kilometreye, 2027 yılında ise 14 bin 913 kilometreye çıkarmayı hedefliyoruz." bilgilerini verdi.
Yılmaz, 12 büyükşehirde raylı sistemlerle kent içi toplu taşıma hizmeti sunulduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından bugüne kadar toplam 452,4 kilometre kent içi raylı sistem hattı hizmete kazandırılmıştır. 2026 yılı sonuna kadar ise 21,7 kilometre uzunluğunda ilave raylı sistem hattının daha hizmete alınması planlanmaktadır. İltisak hatları sayesinde üretim merkezlerimiz ile ulusal ve uluslararası ulaştırma koridorları arasındaki bağlantıları güçlendirmeyi, sanayimizin rekabet gücünü artırmayı ve lojistik maliyetleri azaltmayı hedefliyoruz. Bu yatırımlarla yalnızca taşımacılık altyapımızı geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda yük taşımacılığında demir yolunun payını artırarak enerji verimliliğine katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Limanların ve sanayi bölgelerine olan demir yolu bağlantısının artırılarak demir yolu yük taşımacılığının toplam taşımacılık içerisindeki payının yükseltilmesi temel politika önceliklerimiz arasında yer almaktadır. Bu doğrultuda liman bağlantısı olarak Filyos Limanı ve Filyos Endüstri Sanayi Bölgesi iltisak hattı projesi, Çukurova Bölgesi ve İskenderun Körfezi, İncesu Organize Sanayi Bölgesi ve Havza Organize Sanayi Bölgesi başta olmak üzere birçok sanayi bölgesinde iltisak hattı yapım çalışmaları devam etmektedir."
Türkiye'nin hava yolu taşımacılığında da atılım yaptığını vurgulayan Yılmaz, "Hava yolu filomuzda kargo uçaklarının toplam yük kapasitesi 2003 yılında 303 tonken, 2026 yılı eylül ayı sonu itibarıyla yaklaşık 9,6 kat artarak 2 bin 917 ton olarak gerçekleşmiştir. Bununla birlikte toplam yolcu sayısı 2003 yılında 34 milyon kişiyken, bu sayı 2025 yılı sonu itibarıyla yüzde 627 artışla 247 milyon 180 bin yolcuya ulaşmıştır." dedi.
"459 BİN KİŞİLİK İSTİHDAMIN KORUNMASINA KATKI SAĞLANMIŞTIR"
Yılmaz, yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odağıyla özel sektör önceliğinde büyüme stratejilerini sürdürdüklerini belirterek, şunları kaydetti:
"Reel kesim destekleri için 2027 yılı bütçemizde tarımsal krediler sübvansiyon desteği hariç 658 milyar lira ödenek öngörüyoruz. Bu kapsamda Sosyal Güvenlik Kurumu işveren prim ödemeleri için 351 milyar lira, Halk Bankası esnaf kredileri sübvansiyon desteği için 92 milyar lira, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı teşvik ödemeleri için 73 milyar lira, ihracat destekleri için 65 milyar lira, diğer reel sektör destekleri için 78 milyar lira kaynak ayırdık. Ayrıca, yatırımların teşvik edilmesi kapsamında 1 trilyon 40 milyar lira, AR-GE, yenilik ve tasarım faaliyetlerinin teşvik edilmesi için 368 milyar lira olmak üzere toplam 1 trilyon 408 milyar lira vergi harcaması öngörüyoruz. 2026 yılında 50 milyar lira olan yatırım teşvik ödeneklerini 2027 yılında yüzde 46 artışla 73 milyar lira olarak öngörüyoruz. Sanayi bölgelerinde çevre dostu üretimi teşvik etmeye devam ediyoruz. İlan edilen Organize Sanayi Bölgesi sayısı 373'e, kredi desteği verilen Sanayi Sitesi sayısı 511'e ulaşmıştır. 2026 yıl sonu itibarıyla 13 OSB ve 4 Sanayi Sitesi projesinin, 2027 yılında ise 17 OSB ve 7 Sanayi Sitesi projesinin tamamlanması hedeflenmiştir."
İmalat sanayisinde üretim ve istihdamın ekonomik dalgalanmalara karşı dayanıklılığının artırılması amacıyla uygulamaya alınan İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında işletmelerin mevcut iş gücünü muhafaza etmelerini desteklediklerini ifade eden Yılmaz, "İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında Mayıs-Eylül 2026 döneminde performans desteği için 13,2 milyar lira, finansman desteği için 202,6 milyon lira olmak üzere toplam 13,4 milyar lira ödeme gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede aylık ortalama 2,7 milyar lira tutarında kamu kaynağı kullandırılmış, performans desteğiyle aylık ortalama 11 bin 688 işletmede yine aylık ortalamada yaklaşık 459 bin kişilik istihdamın korunmasına katkı sağlanmıştır." dedi.
"TÜRKİYE, ANA AKTÖRLERDEN BİRİ HALİNE GELMİŞTİR"
Türkiye'nin son yıllarda sergilediği küresel ihracat performansıyla dünyanın en büyük 11 savunma ihracatçısı ülkesi arasında yerini aldığını vurgulayan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
"185'ten fazla ülkeye ihraç edilen yerli kara araçları, deniz platformları, mühimmatlar ve insansız sistemler, Türkiye’yi sadece bir alıcı olmaktan çıkarıp küresel savunma pazarının kurallarını ve dengelerini şekillendiren ana aktörlerden biri haline getirmiştir. Ülkemiz sanayisinin en önemli ve kritik alanlarından olan savunma sanayi ekosistemimizin dışa bağımlılığını asgari seviyeye indirecek şekilde güçlendirmek gayesiyle hareket etmekteyiz. Bu hedef doğrultusunda üstün teknik özellikleri haiz ürünleri içeren, farklı harekat ihtiyaçlarına ve görev alanlarına hitap edebilecek projelerin hayata geçirilmesine yönelik çalışmalara öncelik vermekte, sektörel yetkinlikleri artırmak ve sürdürülebilirliği sağlamak üzere muhtelif destek mekanizmaları uygulamaktayız. Milli Savunma Bakanlığı bütçesinde savunma harcamalarının önemli bir kısmını oluşturan silah, mühimmat, silah sistemleri ve diğer savunma araçları alımlarına ilişkin ödeneklerde yüzde 229 artış yapılmıştır.
Savunma ve güvenlik birimleri için Savunma Sanayii Destekleme Fonu'na ayrılan kaynak da dahil edildiğinde 2027 yılında 3 trilyon 454 milyar lira ödenek öngörülmekte olup, söz konusu tutar merkezi yönetim bütçe büyüklüğünün yüzde 12,7'sine karşılık gelmektedir. Savunma ve güvenlik kurumlarının tüm ihtiyaçlarını, tasarımdan seri üretime, AR-GE ve inovasyondan sanayileşmeye kadar uzanan süreçte, yerli ve milli imkanlarla en etkin biçimde karşılamak için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Son dönemlerde yerli ve milli olarak geliştirdiğimiz Çelik Kubbe Projesi’yle katmanlı hava savunma sistemlerimizle tüm algılayıcı ve silahlarımızın bir ağ yapısı altında birbirleriyle entegre çalışması, ortak hava resminin oluşturulması, gerçek zamanlı olarak harekat merkezlerine ulaştırılması ve yapay zeka destekli olarak karar vericilere sunulması sağlanmıştır. Elektronik harp alanında dünyada öncü olan ülkemiz, İHA ve SİHA teknolojisinde dünyanın önde gelen 3 ülkesinden biri, kendi savaş gemisini yapabilen 10 ülkeden biridir. Daha etkili bir caydırıcılık kapasitesi ve artan ihracat potansiyeliyle Türkiye, küresel güç olma hedefi doğrultusunda emin adımlarla ilerlemektedir."
"455 BİN 357 BAĞIMSIZ BÖLÜMÜN İNŞASI TAMAMLANARAK TESLİMİ YAPILMIŞTIR"
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2023-2026 döneminde deprem bölgesinin ihyası için güncel fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcama yapılacağını belirterek, şöyle konuştu:
"6 Şubat depremleri sonrasında vatandaşımızın ihtiyaçları hızla karşılanmış, imar ve ihya çalışmalarına ivedilikle başlanmıştır. Bu kapsamda toplam 455 bin 357 bağımsız bölümün inşası tamamlanarak teslim edilmiştir. Konut ve iş yerlerinin yapımının yanı sıra içme suyundan toplu konut bağlantı yollarına, şehir ve kırsal altyapılardan eğitim ve sağlık tesislerine, havalimanlarından OSB’lere kadar büyük bir inşa çalışması hayata geçirilmiştir. 2024 yılında yüzde 4,7 olarak gerçekleşen bütçe açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya oranı, deprem harcamaları hariç tutulduğunda yüzde 3 seviyesindedir. 2025 yılında yüzde 2,9 olarak gerçekleşen bütçe açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya oranı, deprem harcamaları hariç tutulduğunda yüzde 2,1 seviyesindedir. 2026 yılı sonunda bütçe açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya oranının yüzde 3,1 olarak gerçekleşmesi öngörülmektedir. Deprem harcamaları hariç olarak bu oranın ise yüzde 2,3 seviyesinde kalmasını hedefliyoruz. 2027 yılı bütçemizde afet risklerinin azaltılması, depremlerin yol açtığı hasarların süratle giderilmesi ve deprem bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın ihtiyaçları ve depreme dayanıklı şehirlerin inşası için toplam 769 milyar lira kaynak ayırıyoruz. Deprem hariç bütçe açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya oranının yüzde 2,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörmekteyiz. Deprem harcamalarının tamamlanmasıyla bütçemizde oluşacak mali alan ve bütçe imkanlarımız dahilinde sosyal refahın ve ülkemizin üretim kapasitesinin artırılması için ilave kaynaklar tahsis etme gayretinde olacağız."
2012 yılından 2026 yılı ekim ayına kadar 2 milyon 761 bin bağımsız bölümün kentsel dönüşüm kapsamına alındığını, 2 milyon 378 bin bağımsız bölümün de dönüşümünün tamamlandığını aktaran Yılmaz, şu bilgileri verdi:
"383 bin bağımsız bölümün dönüşümü devam etmektedir. Yürütülen çalışmalarla söz konusu yerlerde ikamet eden yaklaşık 12 milyon vatandaşımızın can ve mal güvenliğini teminat altına alan dönüşüm faaliyetlerine hızla devam etmekteyiz. Bu kapsamda kira yardımı ve faiz desteğiyle proje ve kamulaştırma giderleri gibi ödemeler için eylül sonu itibarıyla yaklaşık 351 milyar lira destek sağladık. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından 23 yıl içinde güncellenmiş fiyatlarla yaklaşık 6 trilyon lira yatırımla 1 milyon 770 bin konut üretilmiş olup 5 milyonun üzerinde vatandaşımız depreme dayanıklı, sosyal donatıları ve çevre düzenlemeleriyle kaliteli bu konutlarda oturmaktadır. Ülkemizde konut sektörünün regüle edilmesi, aşırı fiyat artışlarının önüne geçilmesi, dar ve orta gelir gruplarının konuta ulaşılabilirliğinin kolaylaştırılması amacıyla daha önce açıklanan 50 bin, 100 bin ve 250 bin olmak üzere üç ayrı kampanya kapsamında toplam 417 bin konutun ihalesi yapılmış, 365 bin konutun hak sahipleriyle sözleşmeleri imzalanmış, bu konutların 208 bini hak sahiplerine teslim edilmiştir. Ülkemizde sosyal konut ve kiralık sosyal konut ihtiyacının karşılanması için belediyelerimizin ve özel sektörümüzün de çalışmaları bulunmakta olup bundan sonraki süreçte de katkılarının artarak devam etmesi önem arz etmektedir."
"OCAK AYINDAN İTİBAREN MEMURLARIN TABAN AYLIĞINA DA 1000 LİRA TUTARINDA ARTIŞ UYGULANMIŞTIR"
"AK Parti hükümetleri döneminde çalışanlarımızın ve emeklilerimizin aylık ve ücretlerinde enflasyonun üzerinde reel artışlar yaptık." diyen Yılmaz, şöyle devam etti:
"En düşük devlet memuru aylığı, 2026 yılı temmuz ayı itibarıyla 70 bin 224 liraya yükseltilmiştir. Temmuz ayı itibarıyla 2002 yılına göre reel artış yüzde 281 olmuştur. En düşük emekli aylığı 2026 yılı ocak ayında 20 bin liraya çıkartılmış olup, bu tutar temmuz itibarıyla da 23 bin 552 liraya yükseltilmiştir. En düşük Tarım Bağ-Kur emekli aylığı 2026 yılı temmuz ayı itibarıyla 23 bin 552 liraya yükseltilmiş olup, 2002 yılına göre reel artış yüzde 661 olmuştur. 2026-2027 yıllarını kapsayan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu Kararı ve hizmet kollarına ilişkin toplu sözleşmelerde; öğretmen, akademik personel, müdürler, avukat, mühendis, mimar ve teknik hizmet personeli, sağlık hizmetleri personeli, genel idare hizmet sınıfı personeli ve yardımcı hizmetler sınıfı personeli gibi birçok kamu görevlisinin halihazırda yararlanmakta oldukları ek ödeme, zam ve tazminat, ilave ödeme, nöbet ücreti, fazla mesai ödemesi gibi mali ve sosyal haklarda önemli iyileştirmeler yapılmıştır. Ayrıca, ocak ayından itibaren memurların taban aylığına da 1000 lira tutarında artış uygulanmıştır. Bununla birlikte 2025 ve 2026 yıllarında hayata geçirilen düzenlemelerle devlet memurlarına ve sözleşmeli personele doğum veya evlat edinme sonrası yarım zamanlı çalışma hakkı tanınmıştır. Ayrıca, 2026 yılında yürürlüğe giren 7578 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile kamu ve özel sektörde çalışan tüm annelerin doğum izni süresi doğumdan önce 8 hafta, doğum sonrası 16 hafta olmak üzere toplam 24 haftaya çıkarılmıştır. Önümüzdeki dönemde de emekliler başta olmak üzere geniş toplumsal kesimlerin satın alma gücünü artırıcı çalışmalar yapmak, temel önceliklerimiz arasında olacaktır."
Anayasal bir denetim kurumu olan ve denetim yetkisini TBMM adına yerine getiren Sayıştay Başkanlığının denetimlerine önem verdiklerini vurgulayan Yılmaz, "Bu kapsamda Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesindeki birimlerimiz ile Sayıştay Başkanlığınca tespit edilen bulgular üzerinde hassasiyetle çalışmaya devam ediyoruz." dedi.
"2027 yılı bütçemiz, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde ekonomimizin dayanıklılığını güçlendiren, üretim ve rekabet kapasitemizi dönüştürerek ileriye taşıyan, bugünün kazanımlarını kalıcı refaha dönüştürmeyi hedefleyen bir 'Dayanıklılık, Refah ve Dönüşüm Bütçesi'dir." diyen Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
"Aralıksız olarak sunulan 25. bütçe olması vasfıyla 2027 yılı bütçemiz, yönetimde istikrarı, ülkemizin kalkınma hedeflerine kesintisiz bağlılığını ve değişen koşullara uyum sağlama iradesini yansıtmaktadır. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda çeyrek asra ulaşan tecrübemiz, dirayetli liderliğimiz, güçlü koordinasyon ve etkin karar alma kapasitemizle yapısal dönüşüm adımlarımızı kararlılıkla hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Bütçemizin hazırlanmasına yön veren vizyonu, güçlü liderliği ve destekleri için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyorum. Bütçe teklifimizin değerlendirilmesine katkı sağlayacak tüm milletvekillerimize, Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyelerine ve yapıcı görüşleriyle sürece katkı sunacak bütün paydaşlarımıza teşekkür ediyorum."
- Bütçe görüşmeleri
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'ndaki 2027 yılı bütçe görüşmelerine ilişkin alınan usul kararı gereğince, bütçenin geneli üzerindeki görüşmelerde konuşma süresi, siyasi parti grupları adına ve komisyon üyeleri için 20'şer dakika, komisyon üyesi olmayan milletvekilleri için 5 dakika olacak.
Kamu idarelerinin bütçeleri üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına 20 dakika, komisyon üyeleri için 10 dakika, komisyon üyesi olmayan milletvekilleri için 5 dakika konuşma süresi tanınacak. Süre uzatımı yapılmayacak.
Hükümet adına bütçe, kesin hesap ve Sayıştay raporlarına ilişkin sunuş konuşmaları ile milletvekillerinin sorularını cevaplama süreleri 30'ar dakika olacak.
Komisyonda, 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi ile Sayıştay raporlarının geneli üzerindeki görüşmelere 27 Ekim Salı başlanacak.
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.