Bu alana reklam verebilirsiniz Sol kule (geniş ekran) · 160×600 px
(326) 214 86 49
Reklam
01 Kasım 2026, Pazar
Reklam
Vefat Edenler
Reklam
Gündem (Ulusal)

Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy'dan yurt dışına çıkarılan kültür varlıkları müjdesi: Yeni eserleri açıklayacağız

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, yurt dışına çıkarılan kültür varlıklarının iadesinde Türkiye'nin dünyaya eğitim veren bir ülke konumuna geldiğini belirterek, "İşin en zor kısmı çoğu zaman eserin Anadolu’dan kaçırıldığını ortaya koymak. Eserin kökenini ve ülkemizden hukuka aykırı biçimde çıkarıldığını güçlü delillerle göstermeniz gerekiyor. Bu nedenle her eser için ayrı bir bilimsel çalışma yürütüyoruz" dedi. Bakan Ersoy, bu hafta Amerika Birleşik Devletleri’nden Türkiye'ye gelen önemli yeni eserlerin önümüzdeki günlerde kamuoyuna duyurulacağını da sözlerine ekledi.

Güncelleme: 11 dk okuma 0
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy'dan yurt dışına çıkarılan kültür varlıkları müjdesi: Yeni eserleri açıklayacağız
Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı
class='medyanet-inline-adv'>

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Kültür Yolu Festivali kapsamında dijital medya temsilcileri ile bir araya geldi. Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Ersoy, geçtiğimiz günlerde açıklanan turizm verilerinden kültür varlıklarının iadesine birçok başlıkta önemli bilgiler verdi.

Türkiye'nin 2026 yılına güçlü bir başlangıç yaptığını ancak şubat ayının sonunda Körfez bölgesinde başlayan savaşın turizm hareketliliğini etkilediğini hatırlatan Bakan Ersoy, "Türkiye’nin bulunduğu coğrafyayı düşündüğünüzde bu gelişmelerin bize doğrudan yansımaları oluyor. Hem çatışmaların yaşandığı bölgenin yakınındayız hem de önemli kaynak pazarlarımızın bir kısmı bu bölgede bulunuyor. Bunun yanında enerji fiyatlarında ciddi artışlar yaşandı. Enerji fiyatlarındaki artış, özellikle hava yolu ulaşımının maliyetlerini yükseltti. Özellikle rafinerilerin ve üretim altyapısının zarar görmesi, maliyetler üzerindeki baskının daha uzun süre devam etmesine neden olabiliyor" dedi.

Bu alana reklam verebilirsiniz Haber – metin içi · 640×320 px
(326) 214 86 49
Haberin Devamı
class='medyanet-inline-adv'>

"Türkiye’nin jeopolitik konumuna baktığınızda, adeta bir ateş çemberinin içinde olduğunu görüyorsunuz. Ancak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen dış politika ve barışa yönelik diplomatik çabalar sayesinde Türkiye’nin bu coğrafyada bir istikrar adası olduğu bir kez daha ortaya çıktı" ifadelerini kullanan Bakan Ersoy, şöyle devam etti:

"2018 yılında 'Türkiye’nin turizm sektörünü krizlere karşı nasıl daha dayanıklı hâle getirebiliriz?' sorusundan hareketle turizm stratejisinde önemli bir değişikliğe gittik. Bunun iki temel yolu var: Ürün çeşitliliği ve kaynak pazar çeşitliliği. Bu iki hedefe ulaşmak için de tanıtımın kurumsallaşması ve etkili biçimde yürütülmesi gerekiyordu. 2019 yılında Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nı kurduk. Bugün dünyanın dört bir yanında yoğun ve kesintisiz tanıtım kampanyaları yürütüyoruz. Bu çalışmalar sayesinde hem turizm ürünlerimizi çeşitlendirdik hem de kaynak pazarlarımızı genişlettik. Savaş başladığında yalnızca enerji fiyatlarından etkilenmedik. Önemli kaynak pazarlarımızda da sorunlar yaşadık. Savaş ortamında havalimanları kapanabiliyor, uçuşlar durabiliyor, hava sahalarının kullanımı kısıtlanabiliyor. Yaptırımların genişlemesi de ulaşım bağlantılarını etkiliyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye, turizmde yıllardır yaptığı yatırımların karşılığını almayı başardı."

Haberin Devamı
class='medyanet-inline-adv'>

Cuma günü açıklanan üçüncü çeyrek ve ilk dokuz aylık turizm sonuçlarına da değinen Bakan Ersoy, "Üçüncü çeyrekte turizm gelirimiz, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5 artarak 25 milyar 526 milyon dolara ulaştı. İlk dokuz aylık turizm gelirimiz ise yüzde 2,4 artışla 51 milyar 278 milyon dolar oldu. İkinci çeyrekte savaşın etkilerini daha yoğun hissetmiştik. O dönemde yaptığımız açıklamada, en kötüsünün geride kaldığını ve bundan sonra toparlanma beklediğimizi söylemiştim. Nitekim turizm sektörümüzle birlikte çok hızlı hareket ettik. Güçlü tanıtım ve satış kampanyalarını devreye aldık. Türkiye’nin güvenli ve istikrarlı bir destinasyon olduğunu uluslararası kamuoyuna etkili biçimde anlattık" dedi.
"Türkiye’nin yeniden Formula 1 takvimine alınması, NATO Zirvesi’ne başarıyla ev sahipliği yapması ve Antalya’nın COP31 için seçilmesi de ülkemize duyulan güveni güçlendirdi" diyen Bakan Ersoy, bu sayede Türkiye’nin büyük uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek kapasitesini gösterdiğini, kültür ve sanat etkinlikleriyle de sürecin desteklendiğini belirtti.


Bu bağlamda dijital tanıtımın önemine de vurgu yapan Bakan Ersoy, "Bu yıl dijital kampanyalarımızla 74 ülkede 7,1 milyar gösterime ulaştık. Mini diziler de yeni tanıtım stratejimizin önemli bir parçası oldu. 2025 ve 2026 yıllarında yayımlanan on mini dizimiz toplam 10,5 milyar gösterime ulaştı. Bu çalışmanın iki yönlü faydası var. Sanatçılarımızın uluslararası bilinirliğini destekliyoruz. Aynı zamanda ülkemizin turizm değerlerini çok daha etkili anlatıyoruz" diye konuştu.
Haberin Devamı
class='medyanet-inline-adv'>

"NİTELİĞE ODAKLANAN STRATEJİMİZİN SONUÇLARINI ALIYORUZ"

2018 yılı itibarıyla Türkiye'nin turizm stratejisinde nicelik kadar niteliğin de önemli hale geldiğini söyleyen Bakan Ersoy, "Buradan ziyaretçi sayısını önemsiz gördüğümüz anlaşılmasın. Türkiye büyük bir turizm ülkesi ve biz her gelir grubundan ziyaretçiyi hedefliyoruz. Turizmi 81 ilimize yaymak gibi büyük bir hedefimiz var. Dolayısıyla yalnızca yüksek gelir grubuna hitap eden bir destinasyon olmak istemiyoruz. Ancak harcama kapasitesi yüksek ziyaretçileri de ülkemize çekmek ve onların beklentilerine uygun hizmet standartlarını geliştirmek istiyoruz. Hem ziyaretçi sayısını artırmaya hem de turizm gelirlerini yükseltmeye odaklanan bir strateji yürütüyoruz" dedi.

Haberin Devamı
class='medyanet-inline-adv'>

Bakan Ersoy önemli bir detayın da altını çizdi: "Turizm verilerini değerlendirirken yalnızca kişi başı toplam gelire bakmamak gerekiyor. Bizim için önemli göstergelerden biri kişi başı gecelik harcamadır. Çünkü kişi başı toplam harcama, ortalama kalış süresinden doğrudan etkileniyor. Bu yılın ilk dokuz ayında ortalama kalış süresi 10,34 gece olarak gerçekleşti. Ziyaretçilerimizin ülkemizde geçirdikleri süreyi korumayı ve farklı deneyimlerle uzatmayı önemsiyoruz. Kişi başı gecelik harcamada ise büyümeye devam ediyoruz. İlk dokuz ayda yabancı ziyaretçilerin kişi başı ortalama gecelik harcaması 119,9 dolara ulaştı. Tüm ziyaretçi grupları birlikte değerlendirildiğinde ise kişi başı ortalama gecelik harcama, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,6 artarak 107,7 dolar oldu. Bu rakamlar, sektörün doğru bir istikamette ilerlediğini gösteriyor. Yıl sonuna kadar çok büyük bir sürprizle karşılaşmazsak 65 milyar doların üzerinde turizm geliri elde edeceğimizi düşünüyorum. Ancak mevcut jeopolitik gelişmeleri de dikkate alarak ihtiyatlı davranmamız gerekiyor."

Haberin Devamı
class='medyanet-inline-adv'>

"KÜLTÜR VARLIKLARININ İADESİNDE TÜRKİYE ARTIK DÜNYAYA EĞİTİM VERİYOR"

Bakan Ersoy yurt dışında bulunan kültür varlıklarının Türkiye'ye iadesine ilişkin de önemli bilgiler paylaştı.

Bunun uluslararası bir süreç olması nedeniyle oldukça zor ve çok boyutlu bir çalışma olduğunu hatırlatan Bakan Ersoy, "Türkiye’de kendi idari yapınızı güçlendirebilirsiniz ancak yabancı ülkelerdeki hukuk sistemlerini ve süreçleri tek başınıza hızlandıramazsınız. Biz bu nedenle öncelikle kurumsal kapasitemizi güçlendirdik. Kaçakçılıkla mücadele birimimizi daire başkanlığı seviyesine yükselttik. Böylece hem personel kapasitemizi hem de birimin kurumsal temsil gücünü artırdık. İkinci olarak uluslararası ikili anlaşmalarımızı artırdık. Burada özellikle iki grup ülkeye odaklandık. Birincisi, kaçırılan eserlerin alıcılarının bulunduğu ülkeler. İkincisi ise bu eserlerin kaçakçılık güzergâhlarında yer alan transit ülkeler. Çünkü eseri henüz satışa çıkmadan veya nihai varış noktasına ulaşmadan tespit edebilmek çok önemli. Bu alanda anlaşma yaptığımız ülke sayısını 14’e çıkardık. Bu ülkeler; Özbekistan, Türkmenistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Peru, Bulgaristan, Yunanistan, İran, Romanya, ABD, Ekvator, Sırbistan, İsviçre, İtalya ve Macaristan" dedi.

Üçüncü olarak ülke içindeki uzmanlık kapasitesini geliştirme yönünde adımlar atıldığını söyleyen Bakan Ersoy, "Yurt dışında bir eser sergilendiğinde veya müzayedeye çıkarıldığında bunu hızla tespit etmeniz gerekiyor. Ardından satışın durdurulması ve hukuki sürecin başlatılması için girişimde bulunuyorsunuz. Bu aşamada Dışişleri Bakanlığımız, büyükelçiliklerimiz ve konsolosluklarımızla çok yakın çalışıyoruz" diye konuştu.

Bakan Ersoy şöyle devam etti:

"İşin en zor kısmı ise çoğu zaman eserin Anadolu’dan kaçırıldığını ortaya koymak. İlgili ülkenin hukuk sistemine ve dosyanın özelliklerine göre farklı süreçler yürütülüyor. Eserin kökenini ve ülkemizden hukuka aykırı biçimde çıkarıldığını güçlü delillerle göstermeniz gerekiyor. Bu nedenle her eser için ayrı bir bilimsel çalışma yürütüyoruz. Uzman ekiplerimiz, eserin hangi bölgeden çıktığını ve hangi arkeolojik alana ait olduğunu araştırıyor. Arşiv kayıtları, kazı belgeleri, eski fotoğraflar, tanık ifadeleri ve bilimsel analizler bu dosyaların temelini oluşturuyor. Bazen onlarca yıl önce tutulmuş bir tutanak, bazen bir bilim insanımızın araştırması, bazen de bir tanığın anlatımı iadenin önünü açabiliyor. Boubon kökenli eserler için yürüttüğümüz çalışmalar bunun önemli örneklerinden biri. Heykellerin bulundukları alanla ilişkisini ortaya koyan en küçük ayrıntı bile dosyalarımız açısından büyük önem taşıyor. Bu konuda ciddi bir uzmanlık kazandık. Bugün dünyanın farklı ülkelerinden uzmanlar Türkiye’ye gelerek eğitim alıyor, kültür varlıklarının iadesi konusundaki tecrübemizden yararlanıyor."
Kısa süre içinde önemli bazı eserlerin Türkiye'ye iadesini duyuracaklarını sözlerine ekleyen Bakan Ersoy, "Şu anda üzerinde çalıştığımız çok sayıda operasyon var. Bu hafta Amerika Birleşik Devletleri’nden yeni eserlerimiz geldi. Bunun açıklamasını da yapacağız. ABD, İsviçre, Japonya, Özbekistan, Yunanistan, Danimarka ve Çin gibi çok sayıda ülkeyle çalışmalarımız devam ediyor. Bizim için bir eserin kaçırılmasının üzerinden kaç yıl geçtiği, o eserin peşini bırakmak için bir gerekçe değil. Kültür varlıklarımızın izini sürmeye ve onları doğdukları topraklarla buluşturmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

"AYASOFYA'NIN YER ALTINDAKİ TARİHİ MEKANLARINI DA ZİYARETÇİLERLE BULUŞTURMAYI HEDEFLİYORUZ"

Ayasofya’da Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyon, konservasyon ve güçlendirme çalışmalarının yürütüldüğünü belirten Bakan Ersoy, "Bilim kurulundaki hocalarımız, bu çalışmaların Mimar Sinan döneminden sonraki en kapsamlı müdahalelerden biri olduğunu ifade ediyor. Daha önce müdahale edilmemiş veya müdahalenin çok güç olduğu bölümlerde de çalışıyoruz. Özellikle kubbe ve taşıyıcı sistemlerle ilgili önemli güçlendirme faaliyetleri yürütülüyor. Ayasofya çok değerli bir kültür mirası olduğu için attığımız her adım bilimsel incelemelerden geçiyor. Bütün uygulamalar, Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün koordinasyonunda, Bilim Heyetimiz ve Koruma Kurulumuzun kararları doğrultusunda ilerliyor. Üniversitelerden görüş alıyoruz. Yapılacak müdahaleler inceleniyor, test ediliyor ve değerlendiriliyor. Ancak ondan sonra uygulamaya geçiyoruz" dedi.

Bakan Ersoy şöyle devam etti:

"Özgün mihrap ve minber başta olmak üzere tarihî mimari unsurları koruma altına alıyoruz. İbadet ve ziyaret düzeninin devamı için gerekli geçici düzenlemeleri de çalışmalarla birlikte planlıyoruz. Ayasofya’yı ibadete ve ziyarete açık tutarken yapının güvenliğini ve özgün dokusunu koruyacak son derece hassas bir mühendislik çalışması yürütüyoruz.

Yer altında da kapsamlı çalışmalarımız var. Burada tarihî tüneller, su kanalları, mahzenler ve farklı amaçlarla kullanılmış mekânlar bulunuyor. Bu alanların temizliği, belgelenmesi ve korunması sürüyor. Bazı bölümlerde ilerledikçe yeni mekânlara ulaşıyoruz. Ayasofya’nın yer altı, en az üst yapısı kadar ilginç. Yakın bir tarihte gerekli koruma, güvenlik ve ziyaretçi altyapısı çalışmaları tamamlanan uygun bölümleri halkımızla buluşturmayı hedefliyoruz. Hangi alanların ziyarete açılabileceğini bilimsel incelemeler ve güvenlik koşulları belirleyecek. Böylece Ayasofya’nın bugün görülemeyen tarihî katmanlarının da tanınmasına imkân sağlayacağız. Fatih’in emanetini, kubbesinden yer altındaki yapılarına kadar bütüncül bir yaklaşımla koruyoruz."

"FORMULA 1'İ PİSTTEN ÇIKARIP BÜTÜN İSTANBUL'A YAYACAĞIZ"

İstanbul'un Formula 1 takvimine yeniden dahil edilmesinin önemini de vurgulayan Bakan Ersoy, "Bizim Formula 1’e yaklaşımımız geçmiş yıllardan farklı. Bu organizasyonu yalnızca yarış hafta sonuyla sınırlı bir etkinlik olarak görmüyoruz. Türkiye’nin ve İstanbul’un tanıtımı için büyük bir uluslararası iletişim fırsatı olarak değerlendiriyoruz" dedi.

Bakan Ersoy, "Stratejimizi üç döneme ayırdık: Formula 1 öncesi, Formula 1 sırası ve Formula 1 sonrası" derken yarış için Türkiye’ye gelecek ziyaretçinin seyahat süresini uzatmak istediklerini belirtti ve şu örnekleri verdi: "Örneğin bir ziyaretçi yarış öncesinde Ege’de tatil yapabilir, ardından İstanbul’a gelerek Formula 1’i izleyebilir. Başka bir ziyaretçi ise önce İstanbul’a gelip yarışı takip ettikten sonra Antalya’da tatiline devam edebilir. Bu farklı seyahat seçeneklerini bir araya getirmek için çalışıyoruz. Bunun yanında Formula 1 döneminde İstanbul’un eğlence, kültür ve sanat hayatını da organizasyonla bütünleştirmek istiyoruz. Büyük sanatçıların katılacağı etkinlikler, konserler ve farklı kültür-sanat organizasyonlarıyla yarış haftasını çok daha geniş kapsamlı bir festivale dönüştürmeyi hedefliyoruz.

"TÜRKİYE'NİN GECE MÜZECİLİĞİ MODELİ AVRUPA'YA ÖRNEK OLDU"

Gece müzeciliği uygulamasının geri dönüşleri konusunda da bilgiler veren Bakan Ersoy, "Sonuçlar beklentilerimizin üzerine çıktı. Beni en çok sevindiren gelişmelerden biri de Türkiye’de başlattığımız bu uygulamanın yurt dışında örnek alınması. İtalya’da ve Yunanistan’da benzer çalışmaların başladığını görüyoruz. Hatta gelip bize uygulamayı nasıl yaptığımızı soruyorlar" dedi.

Gece müzeciliğinin, yaz aylarında sıcaklığın çok yüksek olduğu destinasyonlarda ziyaretçilerin gün batımından sonra daha serin bir ortamda tarihî alanları gezmesini ve çevredeki esnafla buluşmasını sağlamasının yanı sıra gece aydınlatılan ören yerlerini gündüzden farklı bir atmosfere kavuşturduğunu dile getiren Bakan Ersoy, "Ziyaretçiler gündüz gezdikleri ören yerlerini gece yeniden görmek istemeye başladı. Yani aynı alanı farklı saatlerde iki kez ziyaret eden misafirlerimiz oldu. Uygulamaya yoğun ilgi var. Önümüzdeki dönemde özellikle şehir merkezlerine yakın ve ziyaretçi yoğunluğu yüksek alanlarda gece müzeciliği uygulamalarını artıracağız. Bazı mevcut alanlarda da ziyaret güzergâhlarını ve kapsamı genişleteceğiz. Burada iki temel kriterimiz var. Birincisi ziyaretçi yoğunluğu, ikincisi de ören yerinin şehirle ve esnafla ilişki kurabilmesi. Amacımız, ziyaretçinin tarihî alanı gezmesinin yanında çevredeki ekonomik ve sosyal hayatın da bu hareketlilikten yararlanması" dedi.

"HAYDARPAŞA VE SİRKECİ YENİ KÜLTÜR VE SANAT MERKEZLERİ OLACAK"

Haydarpaşa ve Sirkeci gar projelerine ilişkin de bilgi veren Bakan Ersoy, ilk etapların 2027'de hizmete açılmasının hedeflendiğini söyledi. Ersoy, "Burada yalnızca birer gar binasından söz etmiyoruz. Farklı dönemlerde inşa edilmiş çok sayıda tarihî yapının bulunduğu geniş alanlardan bahsediyoruz. Bu nedenle her yapının mevcut durumunu, taşıyıcı sistemini ve koruma ihtiyaçlarını ayrı ayrı değerlendiriyoruz" diye konuştu.

Haydarpaşa'da önceliğin, üst yapı çalışmalarından önce zeminin güvenliğini sağlamak olduğunun altını çizen Bakan Ersoy, Sirkeci’de de zemin güvenliğine ve güçlendirme ihtiyaçlarına öncelik verildiğini belirtti.

Bu sürecin hem zaman aldığını hem de ilave maliyetler oluşturduğunu vurgulayan Ersoy, "Ancak gerekli güçlendirmeleri yapmadan üst yapıyı restore etmenin doğru olmadığını biliyoruz. Özellikle deprem riski düşünüldüğünde, yapının temel güvenliği en az üst yapısı kadar önemli. Zemin çalışmalarında ilerledikçe üst yapı restorasyonlarında da daha hızlı yol alıyoruz" dedi.

Bakan Ersoy projelerin geleceğine ilişkin de şu detayları sıraladı:

-Haydarpaşa’da kapsamlı bir kültür ve sanat alanı oluşturuyoruz. Ana gar binası ulaşım işlevini korumaya devam edecek. Bunun yanında her yaş grubuna hitap eden büyük bir kütüphane, yazma eserlere yönelik alanlar, sergi salonları, sanat ve tasarım atölyeleri ile çok amaçlı kültür-sanat mekânları hazırlıyoruz.

-Anadolu Yakası’nın ilk arkeoloji müzesini de burada hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Arkeopark ve açık etkinlik alanlarıyla birlikte İstanbul’a önemli bir kültür ve sanat merkezi kazandıracağız.

-Sirkeci’de ise farklı bir tarihsel anlatı öne çıkacak. Burada bir göç müzesi oluşturuyoruz. Çünkü Sirkeci’nin Türkiye’nin göç tarihinde özel bir yeri var. Avrupa’ya yapılan göçler, Balkanlardan Türkiye’ye gelişler ve tarihî demir yolu hatları bu alanın hafızasında önemli bir yer tutuyor. Haydarpaşa’da da Anadolu’ya uzanan demir yolu tarihini ve savaş dönemlerinde garın üstlendiği rolü ele alan içerikler olacak.

-Her iki alanda çok amaçlı sergi salonları, etkinlik merkezleri ve açık hava organizasyon alanları oluşturuyoruz. Haydarpaşa’daki eski Et ve Balık Kurumu tesislerinin bulunduğu bölgede de önemli bir performans ve etkinlik merkezi planlıyoruz. Ayrıca geniş peyzaj alanları hazırlıyoruz.

-Haydarpaşa’nın ulaşım açısından çok önemli bir konumu var. Çevresindeki raylı sistemler, vapur iskeleleri ve diğer toplu taşıma bağlantıları, alanın erişilebilirliğini güçlendiriyor. Trenlerin Haydarpaşa’ya gelmeye devam etmesini sağlayacağız. Turistik trenler de buradan hareket edebilecek. Garın ulaşım işlevini korurken güçlü bir kültür ve sanat merkezi oluşturuyoruz.

-Sirkeci de tarihî yarımadanın merkezinde çok değerli bir konumda. Orada adeta bir kültür ve sanat vahası oluşturuyoruz. Topkapı Sarayı, Ayasofya, Gülhane ve Sirkeci arasında ziyaretçilerin kullanabileceği kültür rotalarını geliştirmek istiyoruz. Böylece tarihî yarımadadaki ziyaretçi hareketliliğini daha geniş bir alana yayacağız.

Haber Bültenleri ve E-Posta Tercihleri

Türkiye ve dünyadaki en güncel gelişmelerden haberdar olmak için, bültenlerin gönderileceği e-posta adresini girin.

-Sirkeci’de de demir yolu ve Marmaray bağlantıları korunacak. Ulaşım erişimiyle kültürel kullanımın birlikte sürdüğü, gerekli güvenlik kontrollerinin sağlandığı düzenli bir ziyaret ortamı oluşturacağız. Yaya alanlarını ve parkları genişletecek, insanların rahatlıkla vakit geçirebilecekleri kamusal alanlar hazırlayacağız.

-Haydarpaşa ve Sirkeci’yi İstanbul’un kültür ve sanat hayatına önemli katkılar sunacak iki yeni merkez olarak görüyoruz. İlk etapları 2027 yılında açmayı hedefliyoruz. Uygulama takvimini de bilimsel tespitler ve koruma gereklilikleri doğrultusunda ilerletiyoruz.

Gözden KaçmasınSosyal medyada yeni dönemHaberi görüntüle
Kaynak: Hürriyet – haberin aslı
Bu haberi paylaşın
Bu alana reklam verebilirsiniz Haber – metin sonu · 728×90 px

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.

İlgili Haberler